DR. MEHMET NAİM BOZ

AY IŞIĞINDAKİ KURBAN

 

1440 yıl önce Yüce yaratıcı kullarına verdiği rızıklardan şükür babından gücü yetenlerin kurban kesmelerini için şöyle buyurmaktadır: “Şimdi sen rabbin için namaz kıl ve kurban kes!”( Kevser,108/2). 

 

Rabbim nasip ettiği kadar kurban kesimlerine şahit olduk. Ülkemiz ve İslâm diyarlarında hele Peygamber şehri Medine-i Münevvere ’de, Mekke-i Mükerreme’de bu coşkuya katılmak, şahit olmak ve yaşamak çok defa nasip oldu.

Doğrusu dünyanın öbür ucu sayılan uzak Asya’nın mazlum ülkesi (Uzak Asya’nın Mescid-i Aksâ’sız Filistin’i ) Arakan (Myanmar/Burma) sınırları yakınında ( Cox’s bazar / Bangladeş )  kesilen kurbanlar çok farklı etki bıraktı üzerimizde.  

IHH ‘dan ekip arkadaşlarımız  (Halil Asa, Mehmet Sellüm, Özgür Kavaklı, Bilal Bal, ve Âdem Demir) Türkiye’den hayır sevenlerin Arakan’da (Myanmar/Burma) kesilmek üzere verdikleri kurban hisseleri. Hatırladığım kadarıyla hisseler üç danaya denk gelmişti. 

Program’da belirlenen günlerimizin az olması ve zaman darlığından kurbanların bir an önce kesilmesi gerekirdi. Kesilecek kurbanlar Arakan (Myanmar/Burma) kamplarında kalan yetimlere ve mültecilere dağıtılacaktı.

 

 Oradaki fakirliği, yokluğu ne kadar anlatsak az, çünkü anlatılacak gibi değil. Su yok, yemek yok,  elbise yok, gezmek yok, okul yok(derme çatma bir çadır okulu hariç), yol yok toprak yollar, arabaya binmek hiç yok, o alanlara arabaların girmesi zor. İnternet yok, elektrik yok, varsa belki mum oda çok acil ihtiyaç durumunda kullanmak için bulunabilir. Özgürlük yok,  ev yok, sadece bambudan yapılan evler vardır. Yok yok yok daha çok eklenebilir yokluklar…  

 

Bambu evler çadır gibi en genişi 30-35 m2 dir. İçinde duvarlarla ayrılmış bölmeler yok perde ile ayrılmış.  Mübarek yağan yağmurun bir kısmı sanki bambu evin içinde yağıyor. Çadırların zemini kum, bu hayata alıştıklarından hiç şikâyette yok.

 Evde yemek pişirmek için hiç bir şey yok, simsiyah bir tencere dışarıda kurdukları iki taş üzerinde çalı çırpı ile yakılan ateşte mümkün. Yemekler gelirse genellikle dışardan hayırseverler kanalıyla gelir.  

Bir gün yemek bulsalar mübalağasız üç gün yoktur. Şunu da belirtelim bizler kilo verelim diye diyet yapıyor veya diyetisyenlere müracaat ediyoruz. Onlarda o sıkıntı yok. Hepsi bir deri bir kemik, sanki tornadan çıkmışlar. Kimsenin kimseden farkı yok, inan oraya gidince kilomuzun farkına vardık ve utandık.  

 

İslam; Müslümanları kardeş olarak tarif etmiş birbirinin derdiyle dertlenmeyeni hakiki Mümin saymamıştır. Abdullah b. Abbas’tan (r.a) rivâyetle Hz. Peygamber (s.a.v) şöyle buyurmuştur: “Yanı başındaki komşusu açken tok olarak geceleyen kişi (olgun) mümin değildir.”( Buhârî,” “el-Edebü'l-Müfred”,112). Evet belki Myanmar bize uzak gibi gelebilir. Ancak mümin oldukları için kardeşlerimizdirler, kardeşlerde her zaman birbirine yakındırlar.

Hastane olarak sadece “Türkiye sahra hastanesi” var. Ortalama günde 1500/2000 hastaya bakabiliyorlar. Hastane başhekimi ve sağlık çalışanları ile tanışıp güzel ve hoş bir zaman geçirdik. Hastane hakkında bizleri bilgilendirdiler. (hepsine teşekkür ederiz). Ekipman ve malzeme gayet mükemmel, ameliyatlar çadırlarda yapılıyor. Hastane o bölgenin şartlarına göre tam donanımlı.

Cumhurbaşkanımızın emriyle orada bu sahra hastanesi kurulmuş hizmet vermektedir. Bangladeş hükümeti mülteci kampında bina şeklinde hastane yapmaya müsaade etmemektedir. 

 

Mülteciler Bangladeş ve Arakan sınırında belirlenen bir alana sıkıştırılmış, o mülteci çadırında kalan bir Arakan’lının çıkıp Bangladeş’in herhangi bir yerinde gezmesi mümkün değil, çıkıp gezen tespit edilirse, çadıra değil direkt Burma’lı Budistlere teslim edilecektir. (Bangladeş hükümetinin yararlanmak istedikleri kişilere verdiği çok özel izinliler hariç)  Çok uzatmaya gerek yok bence vaziyet belli, Kanaat’ımca yaşadıkları hayat şartları anlaşılmıştır. 

Kurban kesimine gelelim. Dedik ya acilen kesilmesi gerek, ekip başkanı hemen orda bize yardımcı olan kardeşlere talimat verir. Onlarda ancak gece kesebileceklerini söylediler.

 Elektrik yok ışık yok. Allah’tan şansımıza gece mehtaplıydı. Ay ışığında kurbanlar kesilmeye başlandı. Zaruret halinde arabanın aküsüne lamba bağlanıp biraz aydınlık yapıldı.

 

 Aklımızın köşesinden geçmezdi, Arakan sınırında ay ışığında kurban kesimine şahit olmak. Hani yüz yıl düşünsen bu Çin korona’sının (Covid-19) bugün dünyanın başına getirdiğini, aklımıza gelmeyeceği gibi, bu da öyle bir olay. Niyet ve Nasip…  

Kurbanlar, oranın şartlarına göre en temiz şekilde kesildi. Bizim buralarda kesilene göre ise, bence görenler birkaç ay et yemeyebilirler. Kesilmesine kesildi kurbanlar ancak o gece pişirilip ertesi gün öğleye yetiştirilmesi gerekir. Tabi yanında pirinç pilavının pişirilmesi talimatı ekip başkanı tarafından verildi. O gece etler parçalanıp sabaha doğru pişirilmeye başlanıldı.

Zaten kamplara öyle elini kolunu sallayıp girmek yok, Bangladeş hükümeti tarafından denetimler yapılmaktadır. Müracaat edip kontrollü girebiliyorsunuz. Doğrusu bizleri öğlen vakti dağıtım anında yaşanacak sevinç ve duygusal anlar ta geceden heyecanlandırmıştı.  Evet, yemekler öğleye yetiştirildi. 

Öğle namazını bambudan yapılmış camide kıldık. Namaz bitiminde hasbihal ve sarılmalar, etrafımızda toplanan çocukların coşkusu anlatılacak gibi değil yaşamak gerekir. Türkiye, Seyyid (Muhterem) Erdoğan demeleri ayrı bir heyecan ve gösterdikleri saygı ayrı bir konu. 

IHH diye soruyorlar evet deyince hemen (kendi dilleriyle teşekkürler) deyip saygı gösteriyorlar. Artık yemeklerin dağıtım zamanı geldi. 

Sıkı durun dostlar. Ne beklerdik o aç insanlardan, çocuklardan, heyecan ve sevinç dorukta, birden saldırırlar kargaşa olur endişesiyle birazcık tedbirli olmuştuk.  

Doğrusu yanıldık ve şaşırdık. Aman Allah’ım! Askeri eğitim alsalar bile bu kadar düzen bu kadar kibarlık olamaz. Onları sıraya koyan yok, başlarında kimse yok, çoluk çocuk yaşlı hepsi ip gibi sıraya girdiler. Aradan girmeler yok, acele eden de yok. Pür vakur ve sabırla sırada sırasını bekliyor…

  İşte bu açıdan birkaç yıl önce IHH’nın dergisinde yayınlanmak üzere “ Kibirleri ve sinirleri alınmış ümmetin yüz akı” şeklinde bir makaleyi kaleme almıştık.

Yüzlerindeki sevinci görmek gerek, tabağını alan (oranı örfüne göre fiziki hareketle ) bir teşekkür eder yerine oturur. Yemekler yenilir. Bir gram artık yok, yemeğini yiyen kâğıt tabağını çöp olarak gösterilen yere bırakıp evine giden gitti. Allah’tan başka kim bilir inancından dolayı bu çadırda hayatın en zor şartlarındaki insanlar ülkelerinde mutlaka birikimleri, meslekleri, rahat yaşamları daha neleri yoktu ki…

Bir Afrika atasözü “Bir denizde iki balık kavga ediyorsa biliniz ki orda mutlak bir İngiliz sömürgecisi geçmişti” Yüzyıllarca topraklarında huzur içinde yaşayan Müslümanlar, İngiliz sömürgesinden sonra neler yaşanma diki… Bence bu gün dünyanın başına musallat olan bu musibette mazlumların gözyaşlarının ahı var…

Neyse çadırımıza dönelim. Yanımızda kalanlar kaldı. Özellikle çocukların kalmasını istedik. Arkadaşlarımızdan çocuklara oyuncak getirenler vardı. Oyuncaklar dağıtıldı, Allah’ım! Bu basit oyuncağa bu kadar sevinç olur mu? Beraber eğlendik, beraber neşelendik, çocuklar bize bildikleri İlahileri söylediler. Doğrusu bu fakirliğin içindeki nezaket ve kibarlıklarından bizde dersimizi aldık. Ama iyi bir terapiden de geçtik. Ne demişler; “sen yeter ki mutlu olmayı bil” Elhamdülillah. 

Dostlar inanın evlerimizde yediğimiz bir övün yemek o Müslüman kardeşlerimizin en az bir haftalık yemeğidir. “…Ne kadar az şükrediyorsunuz…”(Mülk, 67/24).

 

Aziz Peygamber Büyük Önder Tek Önder Hz. Muhammed (s.a.v.) bir hadisi şeriflerinde: “Müslüman kardeşine yardım edene, Allah’ta ona yardım eder.” (Müslim, “Zikr” 38).  Fermanına binaen bu cümleleri kaleme aldık. 

Benden size bir kardeş tavsiyesi; bundan sonra Ya Allah Bismillah deyip Arakan’a (Myanmar/Burma) kurban ve yardım kampanyası başlatalım. En kısa ve en güvenli bir şekilde IHH aracılığıyla ulaştırabilirsiniz. Unutmayalım, “hayırda koşanda, hayrı yapan kadar sevap alır.” (Tirmizî, “İlm”, 14). 

 

Bu makaleyi niçin buraya yazdık. Çünkü Âyeti Kerîme'de: “Hatırlat! Mutlaka hatırlatmak inananlara fayda verir".”(Zâriyât,51/55). Biz yazdık Muhterem Yüksel Çiftçi kardeşimiz de yayınladı. Eminim sizlerde hayırda koşanlarsınız…

Allah’ın verdiği sonsuz nimetlerden hesaba çekilmeden, “Nihayet o gün nimetlerden elbette sorguya çekileceksiniz” (Tekâsür,102/8). belki bu duyarlılık hesabımızı kolaylaştırır ümit ve temennisiyle.

   Arakan’lı kardeşlerimiz dualarımızdasınız, Rabbimizden dileğimiz bir an önce bu sıkıntı, baskı ve Budistlerin zulmünden kurtulmalarıdır. 

Dua ve Selâm ile…

                       

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri