MEHMET NAİM BOZ

BU HAZİNELER BİZDE KAYIPTIR

BU HAZİNELER BİZDE KAYIPTIR ŞEFİK BEY!

 

Kur’ân-ı Kerim’de yaklaşık yetmiş sekiz defa düşünmek, tefekkür etmek, hatırlamakla ilgili uyarılar vardır.  Düşünmek geçmişten günümüze… Hz. Âdem’in yeryüzüne inişinden… Hz. Nûh’unTufan’ından…Lût kavminden… Hz. İbrahim’in putları kırmasından… İlk vahyin nüzulü olan İkra’ (Oku) fermanından…Günümüze kadar Allah’la, nazil ettiği dinle ve görevlendirdiği Peygamberlerle savaşanların elim akıbetlerini düşünmek… Tefekkür etmek…

İstanbul sözleşmesi güncel sıcaklığını korurken, insanlık hali tefekkür etmek, düşünmek derken 35 yıl önce dinlediğim ilginç, bir o kadar da güncel ve hayatın içinden bir anı aklıma geldi…

 

Anıya geçmeden önce dost bir ailenin 4 yaşlarında minik sevimli akıllı bir Cansu’larını bir gün bizim arabaya alıp eve doğru gidiyoruz. Bir ara boşluğa düştü…Ailesi nerde diye panikledi. İlgilenmek istedim hem onu lafa tutuyorhem de arabayı kullanıyorum, bizim sevimli Cansu o panikle, sen işine bak dedi. Minik Cansu’nun sen işine baksözübizim aile muhabbetinde bir espri konusu oldu…

Evet, İstanbul sözleşmesinin iptali büyük bir olaydı, sözleşmenin imzalanması ne kadar yanlış olduysa,  iptali da o kadar doğru, anlamlı, takdire şayan gönülden alkışlanacak büyük ve destanımsı olay. İptal edenden Cenab-ı Allah yüz bin kere razı olsun… Dünya ve ahirette makamlarını âli eylesin…

İlgililer gereken sakıncalarını açıkladıklarından, bu sözleşmenin sakıncalarına girmeyeceğim sadece bizim nezih tertemiz ve üstün değerler üzerine kurulmuş aile yapımız ve inancımızla yakından ve uzaktan hiç mi hiç ilgisi ve alakası olmadığını ve taban tabana zıt olduğunu anlatmaya gerek yok bence… 

Halkı Müslüman olmayan erdem sahibi ülkeler bile bu sözleşmenin gayr-ı ahlaki maddelerinin vahametinin farkına varıp iptal etmişlerdir. 

Anıya değinmeden önce, sözleşmenin iptalinden sonra sözüm ona özgürlükler ülkesi Amerika’nın yeni başkanı biden(bu İngilizce yazılışı, malum İngilizce yazıldığı gibi okunmuyor, acaba bidon mu diye okunur bilemedim… Takdir sizin), selefi olan turptan başkanlığı devir almadan önce yaptıkları barbarlıklara tüm dünya şahit oldu… Medeni diye geçinenlerin yaptıkları barbarlıklarının bu görünen yüzü… 

 

Bu mister bidon’da (biden) medya haberlerine göre: Türkiye’nin İstanbul Sözleşmesi’nden ani ve gerekçesiz olarak çekilmesi kararı onda hayal kırıklığı yapmıştır. İyi ki bayılmamış, hayal kırıklığına uğramış olması sevindirici, demek ki doğru iş yapılmıştır. Minik Cansu’nun dediği gibi ey bidon (biden) sen işine bak, bizim ülkemizin işine burnunu sokma…

Mister bidon (biden) kesin olarak biliyorsun ki aile yapımız sen ve senin gibi düşünen Avrupalıların aile yapısından % 100 farklıdır, benzetme ve bozma gayretiniz olduğu aşikârdır. Boşuna uğraşıp yorulmayın, aile yapımız sizinkilere benzemeyecek ve bozulmayacaktır İnşallah. 

Bizim inancımızda aile:  Kadın ve erkek’ten meydana gelen... Allah’ın “her ikisini bir nefisten yarattığını ve onlardan nesillerin çoğalmasını sağladığını” bildirdiği kutsal birlikteliktir.  

Kadın erkeğin; erkek te kadının tamamlayıcısıdır. Âyette bu husus şöyle buyurulmaktadır:   ( هن لباس لكم وأنتم لباس لهن) “Kadın, erkek için; erkek te kadın için örtü (gibi) dir.” Bu ölçüyü kaçıran erkek veya kadın tabiî fıtratı çiğnemiş olur.

Batı güdümlü televizyonlarda sürekli empoze edilen; “sevgili, erkek arkadaş, flört ettiği erkek, dostu vb.” İfadeler, ahlâken masum İfadeler değildir. Erdemli ahlâk bunu ret etmektedir. Aralarında hiç bir hukuki bağ olmadan birlikte yaşayan erkek ve kadın kutsal aile yapısını inşa etmeleri mümkün olmamış ve olmayacaktır.

Batının aile yapısını oluşturan kriterler bizim aile yapısına uyan kriterler değildir. Batılı insaf sahiplerinin bile gıpta ile baktığı erdemli aile yapımız geçmişten günümüze kadar titizlikle korunduğu gibi, kıyamete kadar da aynen korunmalıdır. Kadın Hakları savunucusu gibi görünüp, arka planda art niyetli olan, kurum ve kuruluşlar iyi takip edilmeli, maksatları hak savunuculuğu olmayan bu kurum ve kuruluşlara fırsat verilmemeli…

 

             Evet, 35 yıl önce ki bir anıya geçelim:  Prof. Dr. Şefik Câsır (Kitab’ül-Kudüs ) eserinin yazarı Filistinli hocamız Medine üniversitesinde öğrencilik yıllarımızda batının aile yapısıyla ilgili ilginç bir anısını anlatmıştı. 

Olay kısaca şöyledir: hocamız o tarihlerde bir tarih konferansı için İngiltere’ye gider. Yanından ayrılmak istemeyen çocuğunu da götürmüş,  Allah’ın emaneti olan bu çocuğuna inancımıza ve örf adetlerimize göre nasıl ilgilenmesi gerekiyorsa hocamız orda kaldığı süre içerisinde çocuğuyla öyle ilgilenmiş…(Bilindiği gibi inancımızda çocuklar Allah’ın emanetleridirler)

 Konferansın bitiminde onun çocuğuna olan ilgisi bir İngiliz Prof. ’un dikkatlerinden kaçmıyor, sonunda Prof. Ona hitaben bakıyorum çocuğu içten seviyorsun, çünkü biliyor ve inanıyorsun ki % 100 bu senin çocuğundur, diyor ve devam ediyor:

Araştırmalarım sonucunda İslâm dinine göre aile yapılarınız sağlam bir sadakat ve ahlâkı erdemlilik üzerine kurulduğunu öğrendim. Harama bulaşmayan, nezih bir aile yapılarınız var.  

Şefik Bey!  Size bakıyorum ve sizin gibi, çocuğumu öz evladım gibi bağrıma basıp sevemiyorum, Çünkü bu çocuğun gerçekten benim olduğuna emin değilim ki…

Çok üzgün duygular içerisinde devam ediyor İngiliz Prof. bizim aile yapımız özgürlük ismi altında perişan haldedir, benim eşim… Ama başka dost edinmeyeceğine dair elimizde engel teşkil edecek hiç bir dayanak ve erdemli ahlâk ilkeleri ve yasa yok… Aileyi ayakta tutacak erdemli değerler yok… Sadakat yok… Ve devam ediyor aileyi ayakta tutan  “Bu hazineler bizde kayıptır Şefik Bey”… 

Hz. Âdem’den günümüze erdemlilik üzere kurulan aile yapımız ile batının aile yapısı arasında ki temel fark bu… İstanbul sözleşmesi ile bu yapıya farklı kelime oyunları ile dinamit koymak isteniyordu… Çok şükür ki muvaffak olamadılar… 

Hz. Ali (r.a.) sağlam aile yapısı ile ilgili şöyle açıklama yapmıştır: “Yuvasını seven kadın için; tahammül edilmeyecek bir zorluk, katlanılmayacak bir fedakârlık yoktur.”  Bizim medeniyetimizde inanan kadın ve erkek yuvası için her türlü zorluğa katlanandır… Sözleşmenin ret edilmesi demek, erdemli aile yapısının korunması demektir.

Binlerce yıldır Avrupa medeniyetinin değer vermediği ve unuttuğu anneler günü ilk olarak 1908 yılında, babalar günü ise 1910 yılında, yılda bir güne mahsus olmak üzere kutlanıp kabul dilmiştir. 

 

Yüce Allah kaynaklı, insan merkezli kıyamete kadar geçerli evrensel değerler üzerine inşa edilmiş İslâm dini yılın 365 günü 7/24 anne ve babaya değer vermiş onlara of bile demeyi yasaklayan bir medeniyettir.Bu husus âyetteşöyebuyurulmaktadır: “Rabbin, sadece kendisine kulluk etmenizi ve anne babanıza iyi davranmanızı emretti. Onlardan biri veya ikisi senin yanında yaşlanırsa onlara öf bile deme! Onları azarlama! İkisine de gönül alıcı güzel sözler söyle” (İsrâ.17/23).

 

Dolayısıyla batının kabul ettiği sadece yılın belli bir gününden ibaret hatırlamanın değerlerimizle hiçbir alakası yoktur…

Unutmayalım! Evrensel ilahi mesajlara inanmayan milletlerin dinlerine, örf adetlerine, erdemsiz ahlâki yaşantılarına uymadıkça bizdenasla hoşnut olmayacaklardır...Selam ve dua ile…

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri