EMEL DEMİR

ÜÇ BOYUTLU HAYVAN ŞİDDETİ

İnsanların ve hayvanların rollerinin değiştiği bu dönemde neyin doğru neyin yanlış olduğunu anlamakta idrak bulanıklığı yaşıyorum.

 

Hayvan sevgisi hem doğamız gereği hem de dinimizdeki öneminden dolayı merhamete dayalı doğal bir eylem olmalıdır. Fakat ifrat ve tefrit konusunda bir tutarlılığımız yoksa severken bile hayvanlara zarar vermenin başka bir versiyonunu yaşatmış oluruz. Hayvana şiddet konusuna geçmeden önce şunu belirtmek isterim ki hayvana şiddetin de çeşitleri vardır. Kendimce belirlediğim çeşitlerden birincisi, direk hayvana eziyet eden sadist kesim ki, bu kesim herkes tarafından kınanır. Bu insanların sadece cezayla değil psikolojik tedaviyle de kontrol altına alınması taraftarıyım.

 

İkincisi ise; sirk ve gösteri için kullanılan hayvanlarımız. Öyle ki dünyanın birçok yerinde hayvanlar, sirk ve gösteri alanlarında para kazanma uğruna eziyete maruz kalıyor. Zincirlere tutsak edilen bu hayvanlar, eğitim amacıyla iplere bağlanıyor, elektriğe maruz bırakılıyor, kancalı sopayla dövülüyor, kırbaçlanıyor ve doğal yaşamından koparılıyor.

 

Özellikle boynuzları yakılarak halk arasına salınan boğalardan tutun da dövüştürülen horozlar, ateş topunun içinden atlayan köpekler, bisiklet süren ayılar ve amuda kalkan fillere değin sirk ve eğlence adı altında kullanılan bu hayvanların gösteri objesi olarak kullanılmasının yanlış ve suç olduğunu belirtmek isterim. Bu suçta ihaleyi izleyenlere ve alkış tutup bu durumu sevimli görenlere de vermeden duramayacağım.

 

Üçüncüsü ki, bu aslında en masum görüleni olmakla birlikte hayvanın doğasını değiştirmeye yönelik gizli şiddet içerini... İnsanlaştırılmaya çalışılan hayvan şiddeti de diyebiliriz. Dört ayaklı bir hayvanı iki ayakla yürütmeye zorlamak, hayvanı insan yerine koyup elbiseler giydirmek gibi yöntemlerle hayvana işkence edilmemeli. Onları kendi doğasıyla sevip korumak hayvan severlerin öncelikli hedefi olmalı.

 

Kendimce hayvanlara uygulanan şiddetin çeşitlerini belirttikten sonra asıl konuma geçmek isterim. Zaten hayvanın bu ayan beyan şiddetine elbette herkes karşı olacaktır. Benim asıl belirtmek istediğim hayvanı severken yapılan şiddete dikkat çekmek. Evet, doğru duydunuz. İnsan severken şiddet yapar mı? diye düşünmeyin. Zira dinimizin emri üzere ifrat ve tefritten kaçınmak gerekliliğini unutup hayvan sevgisinde aşırıya gitmenin zararını yine o çok sevdiğimiz hayvanlarımıza ödetiyoruz.

 

Elbette hayvanlara karşı şefkatli olmalıyız. Buna söylenecek bir sözüm yok. Lakin bunu yaparken hayvanın doğal yaşamına müdahale etmemeli ve onu özünden koparmamalıyız. Allahu Teala onları yaratırken doğal yaşama ayak uydurabilecek donanımda yaratmıştır. Bu doğal yaşamda, onların yaşam döngüsündeki besin zincirini bozmamalı kediyi fare ve kuşla rızıklandıran  Razzak Rabbimin hikmetini unutmamalıyız.

 

Yazılı ve görsel basında gördüğüm üzere sokak hayvanlarının sokak şartlarında yaşamı da ellerinden alınmış durumda. Nasıl mı? Sokaklardaki bütün hayvanları evcilleştirmek ve hazır yemeğe alıştırmak sizce ne kadar doğru? Hantallaşan ve mücadele etmeden beslenen, umduğunu bulamayınca da açlıktan ölümle burun buruna gelen yine bu çok sevdiğimiz hayvanlarımız… Geçen sosyal medyada gördüğüm bir video beni düşündürdü. Paylaşım şöyleydi “kedi ve farenin dostluğu” burada mizah yapılmaya çalışılıyordu ama nedendir beni güldürmeyip şöyle düşündürdü. Sokakta yaşayan bir kedinin fareyi kapmaması bir dostluk nişanesi mi yoksa besin zinciri kopukluğu mu? Elbette hayvanların beslenmesine yardımcı olmalıyız lakin burada hayvanın doğasını da göz ardı etmemeliyiz. Yahut bunu yaparken niyet sosyal medyaya göstermelik olmamalı ve bir heves bakımını üstlenip daha sonra hevesi geçince kendi haline bırakmamalı…

 

 İşte beni üzen ve yazmaya iten sebep de bu. Olayın sadece zahiri kısmını değil, neticesini de düşünmek gerekir. Çünkü çoğu  zaman yaptığımız hatalar kasti değil, bilakis dikkatsizlik ya da basiretsizliğimizle oluyor.    

 

Yine TV de izlediğim bir haber bana Hiç unutamadığım bir hatıramı anımsattı. Küçüklüğümde beş katlı evimizin çatısındayken aşağı atlayan bir kedi gördüm. Korku ve heyecanla aşağı bakma üzere duvara yaklaştım. Kararsızlık ve acıma duygularıyla bakarken kedinin dört ayak üzerine düşmesine mi şaşırayım tabanı yağlayıp hızla koşmasına mı bilemedim. Ama o zamandan  beri emin oldum ki, dokuz canlı denmesinin hikmetini.

 

Ama acı olan şu ki, şimdilerde sıkça haberlerde gördüğümüz kedilerin ağaçta yahut direkte mahsur kalma ve kurtarılma operasyonları. Vatandaşlarımız ya da itfaiye ekipleriyle kurtarılan bu kedilerimize ne oldu böyle? Dokuz canlı kedilerimiz bir canlık mı oldular yoksa hep dokuzuncu canlarında mı operasyonla kurtarılıyorlar.

 

Peki, bu kadar korundukları halde hayvanlara işkence haberlerini neden sıkça işitiyoruz dersiniz? Belki beni haksız bulacaksınız(kararı size bırakıyorum)ama benim naçizane fikrim. Elbette iyi niyetle sokakta beslenip evcilleştirilen hayvanlarımız da iyi niyetli sanarak bütün insanların yaklaşımına müdahale etmeyip teslimiyetçi davranıyorlar. Ondandır kuyrukları, kulakları kesilmiş hayvanları görüyoruz. Gerçekten onları öyle görünce işkence eden nasipsizlere kızdığım gibi onların savunma mekanizmalarını zayıflatan iyi niyetli insanlarımıza da sitem etmeden duramıyorum. 

 

Hayvanları severken müdahalemizle doğal yaşamını ve yaşam döngüsünü bozup besin zincirini kırmamalıyız.

 

Niyetimizin iyiliği kadar neticenin de iyi sonuç vermesini hesaba katmalıyız. Öyle ki niyet ve netice aynı yönde fayda sağlarsa sonuç da başarılı olacaktır.

 

@evimkütüphane

2 Yorum

Şeyma Yalçın

Şeyma Yalçın

28 Aralik 2020
Yazınız sokak hayvanlarına farklı bir yaklaşım öneriyor. Düşüncelerinize katılıyorum.

Emel Demir

Emel Demir

28 Aralik 2020
Şeyma Yalçın Boyle dusunup yorum yaptiginiz ve beni anladiginiz icin tesekkur ediyorum💐 Zira boyle geridonu

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri