DR. MEHMET NAİM BOZ

YETİMHANEDE BİR YETİM

Hz. Âdem’in yaratılışı mucize olduğu gibi, yeryüzüne inişi de bir mucizedir. Beşeriyetin ilk babası yetim mi değil mi pek konuşulmamış, tıpkı Hz. İsa yaratılışı gibi, onunda yetimliğine de pek değinilmemiştir. Hz. Muhammed (s.a.v.) yetimliği ise tartışmasızdır.

 

Doğumundan kısa bir süre önce babasını kaybetmiş, Kur’ân’ı ifadeyle “O seni yetim bulup barındırmadı mı?” (Dûha 93/6). Kur’ân-ı Kerîm in 23 defa yetime vurgu yapması, Siyer-i Nebiyi okumaya başladığım çocukluk yıllarından bu yana Hz. Peygamber’in yetim oluşundan çok etkilenmenin sebebi belki de bebekliğimde annemi kaybedip öksüz kalışımdan dolayı yetimlere karşı her zaman ayrı bir ilgi ve muhabbetim olmuştur.

 

Fani dünyanın içinde ayrı bir faniliği yaşamakta çok farklı bir duygu, kolu kanadı kırılmış uçmaya çalışıp uçamayan kuş gibi olur yetim. Tıpkı her şeyi önüne alıp sürükleyen seller gibi, hayatın zor şartları önünde dirense de ya yüreği zedelenir ya da bir yere yığılıp kalır, bir daha kalkması zor olur. Vicdanlara seslenen Aziz Peygamber (s.a.v.) yetime şefkatle uzatılan eller, onu bağrına basan yürekleri erdemli kabul etmesi cennetle müjdelemesi, yüreğimde sanki bir volkan patlaması heyecanı vermiş, Okullarda yetimlere yönelik yapılan bir çalışmada görev almamam doğrusu heyecanımla bağdaşmayacaktı. İHH ve Milli Eğitimin her sınıfın bir yetim kardeşi var projesinde gayret gösterirken, anlatılması mümkün olmayan bir heyecan bazen de, okyanuslarda oluşan dalgalara kapılmış bir üzüntü ve sarsıntı yüreklerde oluşturmaktadır. Her şey bir gün çalan telefonun diğer ucunda gelen bir ses: İHH ve Milli Eğitimin her sınıfa bir yetim projesi dâhilindeki gayretlerinizden dolayı,  Pakistan veya Fatani ’ ye (Tayland) gidip oradaki yetimhaneleri ve yetim çalışmaları yerinde görmek ister misin ile başladı. Biraz durakladım ama yetim deyince aile efradıma danışmadan evet demem en doğru karardı ve öyle oldu. 

 

Allah bilir uzak olmakla birlikle içimden inşallah Fatani olur diye geçirmişti ki uzak Asya’nın o sakin bir o kadar da onurlu ümmetin yetimleriyle tanışmaktı amaç. Daha sonra gelen haber aynen öyle olunca, sevinmiştim. 

 

Yeşilliğin bol, her tarafı ormanlarla kaplı, muson yağmurları yağdığında her tarafı sele dönüştürdüğü, mevsimlerine göre sıcaklığın 45 dereceye kadar çıktığı Fatani’ye Heyecanlı yolculuk 24 Eylül 2014 sabahı 00:40 ta THY uçağına binmekle başladı. Ekip arkadaşlarımız (Hüseyin bey İHH bursa başkanı, Erdoğan hoca, Muhammed hoca, Nuri hoca) yaklaşık on iki saatlik yolculuktan sonra Tayland’ın başkenti Bangkok’a varıyoruz. Orada Fatanili güzel insan Fahrettin Bey bizi karşılayıp iç hatlarla Hat Yai’ye gidiyoruz Hat Yai’den de arabayla 2 saatlik yolculukta sonra Fatani’ye gece saat 23:00 te varıyoruz.

 25 Eylül 2014 Perşembe sabahı içimizdeki heyecanı anlatmak mümkün değil, binlerce km. ileride ümmetin yetimleriyle bir yetimhanede buluşacağız… ve derken Konya Ayder yetimhanesinde buluşuyoruz (yetimhane ve boğaz içi okulu bir alanda olup, inşa serüvevini hayli etkileyici ayrı olarak anlatmak gerek). Yetimlerin bizleri öyle bir coşkuyla -Arapça ve yerel dil ilahileri ile- karşılamaları unutulacak gibi değildir. Aman Allah’ım 10. 000 km uzaklıktaki bir bölgede IHH’nın İnanmış Ruhları ümmetin yetimlerine yetimhane, okul, mescit inşa etmiş olmaları, doğrusu çalışmalar bana tarihte okuduğum Osmanlının yeryüzüne uzanan yardım elinin hatırlattı. Tüm imkânsızlıklara rağmen kendilerine sunulan imkânların şükrü gözlerinde ki sevinçten besbelli okunuyordu. Bizleri güçlerinin yettiğinden fazlasıyla, çok güzel bir şekilde karşılayıp ağırladılar. Damak tadımıza yakın yemek ikramları, bölgeye has tropikal meyvelerin lezzetleri de bir başka. Okul müdürü Dr. Hasanın heyecanı ve fedakârlığı unutulacak gibi değil. Eğitim kadrosu gayet donanımlı çoğu yüksek lisans ve doktora yapmış hocalardan müteşekkil idi. 

Derken Miyase Tanış yetimhanesi ve müdürü muhtar beyle buluşuyoruz. Bir insan da ancak bu kadar mütevazılık olur. Burada genellikle kimsesi olmayan yetimler barınıyor. Çocuklarla biraz hasbihalden sonra. Yetimhane Müdürü Muhtar Bey buradaki bazı yetimlerin yaşadıkları acı olayları anlatmasından sonra gözyaşların yağmura dönüştüğü yer oluyor. Yetimhanedeki bir yetimin hikâyesi diğerlerinden çok farklıydı. Fatani’nin özgürlük mücadelesinde Tayland’ın Budist askerleri tarafından şehid edilen bir babanın geride bıraktığı yetimin hikâyesiydi.  Babanın şehadetinden kısa bir sonra anne de vefat eder, bu yetimin olayı bize Ebû Talibin yetimi Hz. Peygamberin yaşadıklarını hatırlattı. 

Piri fani çok yaşlı dedesi onun kefaletini üstlenir, üstlenir ama dede de yalnız ve fani dünya da gün sayıyor. Bir gün çıkmış yetimhane müdürü Muhtar beye geliyor durumu anlatıyor. Ayrılınca da şunu talep ediyor ben ölünce bu çocuğun Allah’tan başka kimsesi yok müdür bey, benim ölümümden sonra onu yetimhaneye alırsan memnun olurum en azından gözüm geride kalmaz. Bu görüşmelerinden çok kısa bir süre sonra dede de vefat eder, Muhtar bey yetimi yetimhaneye yerleştirir. Bu yetimhane sorumlusu Muhtar beyde dinledikten sonra, bizdeki gözyaşların bir nebzecikte olsa dinmesi için, yetimhanedeki o yetimi fiziki olarak bağrımıza bastık, ancak kayaya oyulan iz gibi bizden silinmesi mümkün olmayan derin bir iz bıraktı.

Derken ormanların içine inşa edilen Şifa, yetimhanesini ziyaret ediyoruz… Yetimhane yöneticisinin mütevazılığı,  İslami bilgi birikimi misafirperverliği bizi derinden etkiledi… Bu yetimhaneden IHH aracılığı ile Türkiye’deki Uluslararası İmama-Hatip Liselerine öğrenci gönderdikleri verilen bilgiler ararsındaydı. Yetimhanedeki yetim çocukların masum ve vakur bakışları unutulacak gibi değil. -Unutturma Allah’ım!-. 

Furkan Okullarını görmeye değer, ayrı bir dünya, gelişmiş kabul edilen bir çok devletlerin eğitim sistemine örneklik teşkil edecek seviyede. Mâşallah sanki İslam dinini yaşatma ve koruma merkezi gibi. Dini değerlerini, İslâmi miraslarını canları pahasına bu okullarda koruyup yaşıyorlar. Ey Allah’ım içimde oluşan bu duyguları hakkıyla yazamayacağımdan  dolayı beni bağışla :  Furkan okullarındaki  o minik ve masum yavruların eğitimi,  kuşluk namazı kılınışları , hafızlık  çalışmaları, amentü  ile başlayan  okul törenleri, sınıfların kapısında bekleyen öğretmenlerin çocukların başını tek tek okşadıktan sınıfa almaları,... Samimiyet üzere kurulan okuldaki bu manevi atmosfer, Mekke ve Medine ziyaretlerim de tattığım imanın halavetini tattırdı demem de mübalağa yapmamış olmamız gerek. Okul müdürü Muhammed Gazali Bey, müdür yardımcısı Fahrettin bey ve okul öğretmenleri Siyeri Nebide okuduğumuz sahabe hayatını bize canlı yaşatmış gibi oldular. Evet, Fataniler tüm baskı ve zulme karşı özünü imanını ve ihlasını kaybetmemiş sinirleri ve kibirleri alınmış İslâmi yaşam mücadelesi veren örnek bir toplumdur. Eğitimciler gayet mütevazı, fedakâr, alanlarında yüksek tahsil yapmış, birkaç dil bilmekteydiler.

 

İHH ‘nın Fatani’de açtığı özel radyo evini ziyaretimizde yaşadığımız o sıcak ilgi ve alaka sanki 50 yıllık dostlarımız gibiydiler. Orada da ismi muhtar olan bey efendi ile yaklaşık iki saatlik hasbıhalden sonra ayrılık vaktinde ki sarılma ve gözyaşları ruhumun derinlerine kadar nakış işler gibi işledi,  derinlere dalıp maziye dönmüşüm. Araca binince kendime geldim. Allah’ım nasıl 50 yıllık dostluk diyorum… Bu buluşma bizim 1500 yıllık kardeşlik hasretinin buluşmasıydı. Dönüş yolunda sadece dakikalar süren muson yağmurlarına şahit olunca ürkmemek elde değil..

Genellikle ormanların içine inşa edilen küçücük tahta evlerin tersine yürekleri büyük Fatani’lerin azmi, dirayeti, inancı, ihlaslı yaşamları beni o kadar etkilemiş olacak ki Hüseyin beyin ikide bir takılıp hocam buralarda kalmak için bizden ayrılma bak seni yalnız bırakmıyorum güzel latifeleri de unutulacak gibi değil...

 

İHH aracılığı ile İstanbul itfaiyecilerin yaptırdığı 36 kişilik kız yetimhanesi ziyaretimiz programımızın son günüydü.. Çocuklardaki umut ve metanet anlatılacak gibi değil çünkü Bir yetim yeryüzünde ancak bu kadar metanetli olabilir… Bu çocuklarla Çin denizi kenarında piknik yaptık( çocukları taşıyan araç İHH tarafından satın alınan öğrenci servisiydi). Çocuklarla mendil kapmaca ve seksek oynarken bizleri de çocukluk yıllarımıza götürdü... Çocuklardaki o sevinç, heyecan ve mutluluk hafızamızdan silinecek gibi değil. Hadisi şerifte buyrulduğu gibi: “Bir gün bir adam Hz. Peygamber’e (s.a.v.) gelip kalbinin katılaştığından şikâyetçi olmuştur. Hz. Peygamber’de kalbinin yumuşamasını istiyorsan bir yetimi himayene al- günümüzde yetim sponsorluğu olarak ifade edilmektedir- başını okşa ve yediğinden yedirerek karnını doyur.” Anlatmakla olmaz yaşamak gerek, kalp yumuşuyor, vücut dinleniyor, tabiri caiz ise stres namına bir şey kalmıyor, manevi tedavi bu olması gerek... Her mü’min yetimhane ziyaretlerini aslı görevleri gibi görmeli… 

 

Ziyaretimizin sonuna doğru, tüm imkânsızlıklara rağmen ömrünü Kur’an hizmetine adamış, -tıpkı bir dönem ülkemizde dini eğitimin yasaklandığı gibi- Budistlerden gizli ormanların içinde yüzlerce talebenin yetişmesine katkı sağlayan 93 yaşındaki Abdülgani dede-torunundan vefat haberini aldım Allah gani gani rahmet eylesin- ve Hatice nine oluyor. 93 yıllık çınar çocukluğunda dedesinden duyduğu Osmanlının bölgeden ayrılışını gözyaşı içinde yaşıyormuş anlatması bizleri tekrar tarihin hüzünlü sayfalarına götürdü. O yaşta bilgi birikimi heyecanı, bizlere de asla Osmanlı ecdadınızı unutmayın demesi bir başka duyguydu… Hatice ninenin elini öpmeye çalıştıysak da Osmanlının torunlarına el öptürmem mümkün değil sevgi ve saygısı, bir kere daha Kahraman bir o kadar da insanlık ve medeniyet timsali Osmanlı ecdadımızı rahmetle yâd ettik… Yüzyıllarca yaşadıkları topraklara medeniyet tohumlarını ekip şehid kanlarıyla sulamış, son dönemlerinde bu topraklarda kalmayı onlara çok görüp ecnebi memleketlerine sürgün eden zihniyeti de hatırlamamak elde değil -hatırlamalar bazen rahmetle bazen de lanetle olur demişler ya- Hatice nine elini öptürmedin barı duanızı alıp öyle ayrılalım…  Hatice ninenin yüzündeki nur ve duadaki huşu ve samimiyeti anlatmak mümkün değil görmek gerek. Dua da muhterem cumhurbaşkanımız Recep Tayyip Erdoğan’ı katınca kelimeler boğazında düğümlendi ve gözlerinden akan yaşlar bizleri de can damarımızdan vurdu. 

 

Ekip arkadaşlarımıza dönüp dostlar! Tüm engeller ve entrikalara rağmen Cumhurbaşkanımızın dimdik ayakta kalmasının sırrı binlerce km. uzaklarda Hatice ninelerin yaptığı bu dualardadır, demekten başka söz kalmamıştı. Ziyaretimiz esnasında yapılan tüm dualarında ülkemizi ve cumhurbaşkanımızı unutmadıklarına şahit olduk. Lakin 88 yaşındaki Hatice ninenin duasına yürekten aminler yükselmişti. Ey büyük ecdat 10.000 km ötelere ne bıraktınız da 100 yüz yıl geçmesine rağmen hala adınıza Cuma hutbeleri okunup, size ve torunlarınıza dua edilmektedir…  

Budistlerin tüm baskı ve zulmüne karşı özünü, inancını, ihlâsını koruyan ümmetin kanayan yarası,  Güney Asya’nın Filistin’i olan Fatani’lerin bu vakur duruşlarından etkilenen ekip arkadaşlarımızdan Erdoğan hocanın sözünü de burada yazmadan geçmeyeceğim  : ” Bunların bu kadar zulüm baskı ve yokluk karşısında ki azim ve samimiyetlerini görünce kendimden, insanlığımdan ve eğitimciliğimden utandım.” 

Bizler tokluğun, Fatani’ler yokluğun imtihanını yaşıyorlar.  Fatani'de samimi Müslümanlar, seslerini kimseye duyurma imkânı dahi bulamadan ağır işkenceler altında ezilmektedirler. Bugün yaklaşık beş milyon Müslüman’ın yaşadığı Fatani'de, her tülü siyasi ve kültürel haklardan mahrum bırakılmış durumdadırlar. Bölgede sıkıyönetim ilan edilmiş olup, tüm kilit noktalarda Budist askerler bulunmakta, dakika başı denetimler yapılmakta,  hemen her gün Tayland askerlerinin saldırısına maruz kalmaktadır.  Kadınların büyük çoğunluğunun tecavüze uğradığı, mescitlerin ve camilerin talan edildiği, Fatani'de halen dul bırakılmış binlerce kadın ve yetim çocuk olduğunu öğreniyoruz.

 

 Dünyanın her yerine özellikle Fatani’lere yardım elini uzatan ve Fatani’lerin sesini dünyaya duyuran İHH ve çalışanlarından bilvesile tüm hayırseverlerden Rabbim razı olsun. 

Güney Asya’nın Filistin’i Mücahit Fatanili kardeşlerimiz! Sizler hala Osmanlı ecdadımızı unutmamış, ecdadımızın bizlere emanetleri olarak bizlerde sizleri unutmayacağız inşallah...

Şüphesiz zafer inananlarındır…

 

Selam ve dua ile… 

 

Dr. Mehmet Naim BOZ  (GEMLİK)

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri