- 22 Aralik 2025 - BATMAN’IN PETROL HAFIZASI TOZLU RAFLARDA MI KALACAK?
- 14 Aralik 2025 - Silvan, Siliva, Meyyafarikin
- 15 Kasim 2025 - Menfaat Bitince Selam da Biter mi?
- 27 Agustos 2025 - ALTIN ÇOCUK
- 06 Agustos 2025 - Güney Penceresi
- 23 Temmuz 2025 - Hayata bir VİRGÜL koyun
- 14 Temmuz 2025 - Övünerek öldürenler, susarak suça ortak olanlar.
- 11 Haziran 2025 - Bir Kolide Umut: Genç Girişimci Ömer’in Hayat Mücadelesi
- 30 Ekim 2024 - BİZİ ALDATMA! ALDATAN BİZDEN DEĞİLDİR.
- 20 Ocak 2024 - KAN'A DEĞER KATMAK
MUHYEDDİN BEYCAN
Sana Ne… Bana Ne?
Sana Ne… Bana Ne? Değerli okurlarım bu kelime, bildim bileli hoşuma gider. Net, kısa ve tartışmaya kapalıdır. İnsanı yanlış bir yola sapmaktan anında çeviren, adeta frene bastıran kati bir ifadedir. “Sana ne… Bana ne…” demek; kararsızlığı, gereksiz merakı ve lüzumsuz sözleri bir kenara bırakmayı öğretir. İnsan bu cümleyle sınır çizmeyi öğrenir. Her şeye dâhil olmak zorunda olmadığını, her duyduğunu konuşmasının gerekmediğini fark eder. Aslında bu söz, sadece bir tepki değil; net ve ölçülü olmayı öğreten bir hayat dersidir.
Birçoğumuz bu sözü duymuşuzdur; belki de yerli yerinde kullanabilmişizdir. Rivayet edilir ki Nasreddin Hoca, bir gün köylülerle birlikte güneşlenmektedir. Herkesin ağzından bir söz çıkmaktadır. Kimi hatıralarını anlatır, kimi başından geçen olayları paylaşır, kimi de sözü söze ekleyip dedikodu yapar.
Nasreddin Hoca, bu konuşmaları dinlerken dedikodunun ne denli büyük bir yanlış olduğunu anlatmaya başlar. Kur’an-ı Kerim’de dedikodunun fitneye yol açtığını, fitnenin ise adam öldürmekten bile beter büyük bir günah olarak ifade edildiğini hatırlatır. Peygamber Efendimizin de birçok hadisinde gıybetten ve dedikodudan şiddetle sakındırdığını söyler.
“Başkaları bu kişi hakkında şunu bunu söylüyor demeniz bile,” der Hoca, “cehenneme sürükleyecek bir günah olarak size yeter. Onun için ya hakkı konuşun ya da susun.”
Sohbet bu minvalde sürüp giderken, kalabalıktan biri hocaya seslenir:
“Hocam, elinde baklava tepsisi olan birini gördüm, sizin eve doğru gidiyor.”
Nasreddin Hoca hiç tereddüt etmeden cevap verir:
“Sana ne?”
Adam bir an durur, sonra ekler:
“Hocam, o kişi döndü, sizin eve değil başka bir yere gidiyor.”
Hoca bu kez sakin bir edayla şu cevabı verir:
“Bana ne?”
İşte Nasreddin Hoca, bu iki kısa cümleyle uzun uzun anlatılamayacak bir ders verir. Başkasının hayatına, niyetine, yoluna ve yönüne gereksiz yere karışmamayı öğretir. Duyduğumuz her sözü taşımamak, gördüğümüz her şeyi dillendirmemek gerektiğini hatırlatır.
“Sana ne… Bana ne…”
Aslında huzurun, edebin ve ahlakın özeti gibidir. İnsan bu sözü hayatına yerleştirdiğinde, dedikodudan uzak durur, fitneden korunur, sözüyle de suskunluğuyla da ölçüyü yakalar.
Keşke bu cümleyi kulağımıza küpe yapabilsek. Keşke her konuşmadan önce kendimize şu soruyu sorabilsek:
“Bu gerçekten beni ilgilendiriyor mu?”
Dileğimiz odur ki; her meselede konuşmak yerine gerektiğinde susabilen, “Sana ne… Bana ne…” diyebilecek olgunluğa ve duruşa hep birlikte ulaşabilelim.




Henüz Yorum yok