İçeriğe geç
SON DAKİKA
Tümü
9 Ekim 2026, Cuma Batman 24° İkindi 15:22 USD 49,22 / EUR 55,21 / GBP 65,24
E-Gazete

GEÇİM SIKINTISI MI, GEÇİŞ (LGS-YKS) SIKINTISI MI?

Gençlik, geleceğin kaygısını bugünden taşıyor.

Vedat Demir
Vedat Demir 34

Emekliler ve dar gelirli aileler bugün geçim sıkıntısı yaşıyor. Gençler ise geçiş sıkıntısı.

Biri pazarda fileyi doldurmanın, diğeri testte neti doldurmanın derdinde. Biri kirayı, faturayı düşünüp kaygılanıyor, diğeri puanı, sıralamayı, "iyi bir okula geçebilir miyim" kaygısını yaşıyor. Biri para ile ayakta kalmaya çalışıyor, diğeri bilgi ile bir üst kuruma geçmeye çalışıyor.

Ama yaşadıkları stres aynı stres.

Biz ne yapıyoruz? Orta yaşın, yaşlı grubun çektiği o ağır geçim yükünün aynısını, daha küçük yaşlardan itibaren çocuklarımızın omuzlarına bilgi kisvesi altında yüklüyoruz. O bilgilerin çoğu da çayhanedeki çay pulu ya da markası gibi… Başka yerde geçerliliği yok. Sınav bitince pulun pardon bilginin de anlamı kalmıyor.

Gençlik, geleceğin kaygısını bugünden taşıyor.

Sınavı kazanmak, belli sayıda net yapmak, iyi bir liseye, iyi bir üniversiteye geçmek, oradan da bir meslek sahibi olmak... Çocuk elindeki imkanları; zekâsı, ailesi, okulu, çevresi ne veriyorsa onunla bu geçişi yapmaya çalışıyor. Ve bu geçişte ciddi biçimde tıkanıyor.

Bu yük çok ağır. Haftada 35-40 saat ders, tam gün okulda kalmak... Bu çocuk bu stresi kaldıramıyor. Vaktinin neredeyse tamamı okulda geçiyor. Sosyal olmaya, kültürel ortamlara girmeye beceri geliştirmeye bilgi üretmeye, okul dışı bir mesleki beceri kazanmaya vakti kalmıyor. Çoğu gencimiz de bu yüzden okulu sevmiyor. Çünkü bugünkü okulun hayata katkısı nedir diye sorduğunda, elle tutulur bir cevap bulamıyor.

Sonuç ortada: Üniversiteyi kazanamayan, bir üst kuruma gidemeyen, meslek lisesine de yönlenmemiş binlerce genç niteliksiz bir şekilde mezun oluyor. İş bulamıyor. Ülkenin işsizlik tablosu malum. Lisans ve ön lisans bitirmiş gençlerimizin çoğunu üç harfli marketlerin kasasında görüyoruz.

Ve sonra televizyonlarda gördüğümüz o acı hadiseler yaşanıyor. Bu sadece bizim ülkemizde de değil, dünyanın pek çok yerinde aynı. Çünkü modern eğitim sistemi artık tartışılmak zorunda.

Ne yapmalı?

Eğitim, endüstriyel üretim sisteminin bir çarkı olmaktan çıkmalı.

1. Bulunduğu yerin ihtiyacına göre şekillenmeli. Her ilin, her ilçenin, her köyün ekonomik gerçeği farklı. Her yere aynı müfredatı dayatamayız. İhtiyaca göre mesleki ortaokullar bile açmalıyız. Çiftçinin çocuğu tarım teknolojisini, turizm bölgesinin çocuğu dili ve hizmeti ortaokulda öğrenmeli.

2. Bireyin yeteneği merkeze alınmalı. Her çocuk test çocuğu olmak zorunda değil. Eli işe yatkın olanın eli, zihni işe yatkın olanın zihni desteklenmeli.

3. Ders saati azaltılmalı. Her şeyin bu kadar hızlandığı bir çağda, çocukları günde 7-8 saat sınıfta tutmak çağın tersine kürek çekmektir. Haftalık ders 25 saat, günlük 5 saat olmalı. Temel olan verilmeli.

4. Geri kalan zaman gönüllülük esasına dayanmalı. Gelişimini sürdürmek isteyen öğrenci, canlı derslerle, atölyelerle öğretmeniyle kalmaya devam etmeli. İstemeyen hayatın içine, üretimin içine karışabilmeli.

5. Zorunlu eğitim masaya yatırılmalı. Yıl dayatması yerine beceri odaklı bir zorunluluk konuşulmalı.

Gençlerimizi bunca sıkıntı ve stresin altına sokmadan da meslek sahibi yapabiliriz. Onları gelecek kaygısıyla boğmadan da nitelikli bireyler yetiştirebiliriz.

Mesele sadece sınav sistemi değil, mesele bakış açısı.

Yorumlar

0 yorum