MAHALLE BASKISI MI, MEDYA BASKISI MI?
Medya baskısı sağ olsun, artık istediği insan tipini laboratuvarda üretir gibi inşa edip topluma servis ediyor.
Şerif Mardin'in 2007'de literatüre soktuğu "mahalle baskısı" kavramından sonra, geleneklerimize karşı hararetli bir tartışma başlatıldı ve bu tartışmayla birlikte yazısız kültürel normlarımız, değerlerimiz sistemli bir şekilde zayıflatıldı.
Elbette geleneklerimizin içinde tartışmaya açık, hoş olmayan bazı uygulamalar vardı. Bunu inkar etmiyoruz. Fakat bu olumsuzluklar, koca bir kültürün içinde çok küçük bir yer tutuyordu. Ne var ki bu kavram bahane edilerek binlerce yıllık geleneğimiz toptan mahkum edildi ve toplum hayatından silinmeye başlandı.
Bugün geriye dönüp baktığımızda o geleneklerden geriye çok az şey kaldığını söylemek abartı olmaz. Yüzlerce yıllık davranış kalıpları, o güzel değerlerimizle birlikte sessizce çekilip gitti. Deyim yerindeyse kültürün temeline dinamit konuldu.
Peki doğan boşluğu ne doldurdu?
O boşluğu medya doldurdu. Sosyal medya ve onun tüm türevleri eliyle kültürün içi boşaltıldı; yerine kapitalist sistemin ve reklam endüstrisinin kurguladığı yepyeni bir düzen inşa edildi.
Oysa o çok eleştirilen "mahalle baskısı" dediğimiz şey, aslında binlerce yıllık kültürün kendi iç denetim mekanizmasıydı. Toplumun yazısız anayasasıydı. Huzuru ve düzeni sağlayan görünmez bir dengeydi.
Biz o dengeyi yerle bir edince, anne-babadan evlada, kuşaktan kuşağa aktarılan ve tecrübeyle damıtılmış o kadim sistemin yerini tamamen medya baskısına bıraktık.
Dün mahalle baskısını insafsızca eleştirenler, bugün çok daha acımasız bir medya baskısının altında olduğumuzu görmüyor.
Bugün zararlı ne varsa, tamamı bu medya eliyle yeni neslin zihnine enjekte ediliyor.
Bu öyle bir kuşatma ki, iki-üç yaşında eline telefon tutuşturulan çocuktan doksan yaşındaki insana kadar herkesi esir almış durumda.
Evet, mahalle baskısının konuşulduğu dönemlerde kültürümüzde çağa uymayan pratikler vardı; rızası olmadan evlendirilen kız çocukları, başlık parası, kız çocuklarının okutulmaması gibi... Bunları eleştirmekte sonuna kadar haklıydık.
Fakat kültürümüz sadece bundan ibaret değildi.
Komşuluk vardı. Misafirperverlik vardı. Bayram vardı. Büyüklere saygı, küçüklere sevgi, mahremiyet ve utanma duygusu vardı. Bizi biz yapan, bir arada tutan kıymetli değerlerimiz vardı.
Bugün ise bize bencilliği öğreten bir dünya var. Dizilerden sosyal medya paylaşımlarına kadar her yerde ben-merkezci bir hayat empoze ediliyor. Büyükannesinin, dedesinin teknolojiye yabancılığıyla dalga geçip bunu mizah diye pazarlayan fenomenler türedi.
Biz ise bu arada el öpmeyi unuttuk. Büyüğün yanında ayağa kalkmayı, büyük konuşurken susmayı unuttuk. Bizi ayakta tutan ne varsa tek tek kaybettik.
Medya baskısı sağ olsun, artık istediği insan tipini laboratuvarda üretir gibi inşa edip topluma servis ediyor.
Bugün çocukları anne-babalar değil, medya eğitiyor. Okullarda bile artık eğitim veremiyoruz.
Eskiden alimler, aydınlar, sanatçılar bu toplumun antikorlarıydı. Toplumdaki çürümeyi, bozulmayı onlar temizlerdi. Şimdi o antikorlar da kalmadı.
Meseleye biraz da bu pencereden bakmak gerekiyor.
Vedat DEMİR
Eğitimci - Yazar - Sosyolog



