Ortak Yazılı Sınavda Asıl Sorun Sınav Değil, Veri Girişi Keşmekeşi: Çözümü Çok Basit
Her sorunun altına tek satırlık 20 puanlık bir optik alan eklenir, sınav kâğıdının üst kısmına da öğrenci numarası ve sınıf düzeyi için optik kodlama alanları konur. Sınav başında öğrenci numarasını ve sınıfını kendi kodlar; öğretmen de değerlendirmeyi yaptıktan sonra her sorunun puanını altındaki optik alana puan değerini işaretler.
Ortak yazılı sınav sistemi, açıklandığı günden bu yana öğretmenler arasında haklı bir tartışma başlattı. Niyet olarak adil ve eşit bir ölçme hedeflense de, uygulamada sahadaki öğretmenlere danışılmadan, paydaş görüşü alınmadan ve yeterli ön bilgilendirme yapılmadan hayata geçirildi. Sınavlara sadece birkaç hafta kala gelen bu düzenlemeler, doğal olarak uyum sürecini zorlaştırıyor.
Sistemin en büyük yükü ise puanlama ve veri girişi…
Her soru düzeyinde tek tek puanlama ve veri girişi yapılması büyük bir meşakkat. 5 ila 10 sınıfı olan bir öğretmenin 1500 ila 2500 arası veri girişi yapması gerekiyor. Bu hem ciddi bir zaman kaybı ve yorgunluk, hem de hatalı veri girişine davetiye çıkarıyor.
Öte yandan senaryolarda 5 sorudan 11 soruya kadar seçenekler var. Bu durum karşısında öğretmenler elbette değerlendirme ve veri girişi yükünden dolayı en düşük soru sayılı senaryoyu seçecektir. Bu da ölçme açısından başlı başına hatalı bir yaklaşım doğuruyor.
Çözüm son derece pratik:
Her sorunun altına tek satırlık 20 puanlık bir optik alan eklenir, sınav kâğıdının üst kısmına da öğrenci numarası ve sınıf düzeyi için optik kodlama alanları konur. Sınav başında öğrenci numarasını ve sınıfını kendi kodlar; öğretmen de değerlendirmeyi yaptıktan sonra her sorunun puanını altındaki optik alana puan değerini işaretler.



EBA üzerinden bir optik okuma uygulaması geliştirilir. Öğretmen bu kâğıtları geliştirilecek bir program ile telefon kamerasıyla okutur, veriler doğrudan EBA sistemine işlenir. Daha sonra tek tek kontrolünü yapar, teyit eder. Bu hem öğretmenin yükünü azaltır, hem hatayı en aza indirir.
Eğer gerçekten öğrencilerin kazanım düzeyi ölçülecekse, bunun öğretmenlerin yaptığı sınavla ölçülmesi mümkün değildir. En doğru ölçüm, toplumsal çıktılara bakmaktır. Hastaneler, karakollar, mahkemeler, trafik, sosyal hayattaki davranışlar... Gençlerin toplum hayatındaki tutumu, verilen eğitimin en gerçek göstergesidir.
Maarif sistemi öğrenciyi tamamen ideal bir öğrenci gibi görerek kurgulanıyor. Oysa öğrencilerin büyük bir çoğunluğu sınava salt bilgiye odaklı okulu sevmiyor. Okul derslerinden kopuk, tamamen sınav sistemine dayalı bir eğitim öğretim sistemi çocuklarımıza işlemiyor. Veliden öğrenciye, hatta öğretmenin çoğuna kadar sınav sistemine endeksli bir yapı gelişmiş. Okul, hayata hazırlayan bir yer değil, tamamen sınava odaklı bir merkez haline gelmiş. O bilgiler de köprüyü geçene kadar; sonra hiçbir işe yaramıyor, unutuluyor.
Bir diğer çelişki de şu: sınav senesine kadar her yıl açık uçlu sorularla öğrenci değerlendirip ölçüyor, yazılıları bu şekilde yapıyoruz. Ama son yıla geldiklerinde merkezi sınavlarda teste dayalı bir değerlendirme yapıyoruz. Çocuk hangi beceriyi geliştirecek? Bu da ayrı bir muamma…
Sınav kâğıtlarının bir gün önceden sisteme açılması, çoğaltılması açısından da sıkıntı doğuruyor. Gizlilik tartışmaları ve öğretmene duyulan güvensizlik tartışmalarını da beraberinde getiriyor. Adil ve eşit şartlarda değerlendirme çabası anlaşılabilir, iyi niyetli. Ancak bu durumda sözlü notları ne olacak? O da ayrı bir konu…
Bir diğer sıkıntı da gelişim raporları. Bir öğretmenin yüzlerce öğrenciyi, onlarca kriterde hafızasında tutarak değerlendirmesi mümkün değildir. Metreyle bir cismi ölçersin, ama metreyi elinde ölçümün yapılacağı cisme tutmadan uzaktan tahmini ölçüm yapmak ne kadar mantıklıysa, 300-500 öğrenciyi 40-50 kriterde ölçmek de o kadar mantıksız.
Farklı yollar bulunmalı. Eğer bunlar yapılacaksa öğretmeni de işin içine katarak, ortak akılla en doğru yol bulunmalı. Bir milyonun üzerinde öğretmenin olduğu bir ülkede ortak akılla elbette çok daha güzel sonuçlar ortaya çıkacaktır. Yapılanlar iyi niyetle yapılıyor elbette, ama kaş yapayım derken göz çıkarılıyor.
