İçeriğe geç
SON DAKİKA
Tümü
1 Eylül 2026, Salı Batman 23° Yatsı 20:13 USD 48,26 / EUR 55,97 / GBP 65,47
E-Gazete

Şiir ve edebiyat sanatı hakkında görüşleri

Allah'ın adıyla İnsanlar sahip oldukları özellik ve sıfatlardan dolayı bir birinden farklıdırlar. İlahi fazilet ve sıfatların hepsi birbirini tamamlayan ve insanı kamale ulaştıran sıfatlardır.

Objektif Haber Merkezi 16.09.2015 10:11 840

Allah'ın adıyla

İnsanlar sahip oldukları özellik ve sıfatlardan dolayı bir birinden farklıdırlar. İlahi fazilet ve sıfatların hepsi birbirini tamamlayan ve insanı kamale ulaştıran sıfatlardır. Birinin olması diğerinin de olmasını gerektirir. İlahi değerler menzumesi bir bütündür, hepsine sahip olan insan-ı kamil olarak adlandırılır. Enbiya ve evsiya ilahi sıfatlara sahip olduklarından aralarında bir fark olmadığı gibi birdirler.

İnsanlar bu ilahi faziletlere sahip olmada farklıdırlar; bazıları siyaset, idare, yöneticilik alanında yetenekli ve o alanda etkin olmaya eğilimi vardır, bazıları ahlaki, irfani ve manevi alana eğilimlidir ve o alanda etkin olmayı tercih eder, diğer bazıları yiğitlik, kahramanlık, cihad alanında mücadele etmeye yatkın görür kendisini.

Genelde cihad ehli olanın, irfan ve maneviyattan uzak olduğu veya ahlak ve irfan ehli olanın cihad ve kahramanlıktan uzak olduğu düşünülür. Sanat ruhuna sahip birinin siyaset ehli olmadığı, siyasetcinin latif ruha sahip olmayı gerektiren sanat ehli olamayacaği sanılır. Halbuki ilahi değerler ve faziletlerin birine sahip olmak diğerinin de olmasını gerektirir. İrfan ehli birisi cihad ehli olamıyorsa onun irfanı sahtedir, cihad eğilimi olan birisi irfandan uzak duruyorsa onun cihad eğilimi sahte kaharamanlıktır.

Arif, mücahid, mümin, siyasetci, kahraman, yiğit, abid ve diğer birbirine zıt gibi görünen sıfatlar bir insanda toplanırsa o insan kamil insan olma yolunda yürüyor demektir.

Ayetullah el-Uzma Hamenei bu alanların herbirinde zamanımızın en gözde şahsiyetlerinden biridir. İnsan-ı kamil yolunda fazilet sıfatlarının teorik, ilmi yönünü beyan eden mükemmel görüşlerinin yanısıra ilahi faziletleri ameli/pratikte kendisinde toplayan bir şahsiyettir.

İmam Hamenei’nin çok az değinilen sanat dalındaki görüşlerini kendi dilinden aktararak kendisini daha iyi tanımayı ümit ediyoruz.

Sanat Hakkındaki Görüşleri

Sanat dalları, mesajın ulaştırılması ve tebliğinde şübhesiz en etkili, en belağatlı ve en anlaşılır yollardır.

Sanat bir beyan yöntemidir, ifade tarzıdır, anlatım usulüdür. Diğer bütün anlatım ve ifade yöntemlerinden çok daha ulaşıcı, çok daha algılanabilir ve onlara oranla daha dakik, daha etkileyici ve daha kalıcı usuldür. Söz konusu bu tabirler–ulaşıcı, algılanabilir, dakik, etkileyici ve kalıcı olma- üzerinde dikkatle düşünme, sanatın manasının gereğince anlaşılmasına yardımcı olacaktır. Ne kadar ilmi, dakik ve yorucu bir araştırmanın ürünü olsa da, sanattan uzak bir rapor veya çalışmanın, bir sanat ürününe has “sunum ve algılanım” özelliğine sahip olmaması pekala mümkündür.

Sanat kalıplarına dökülmeyen hiç bir mesaj, davet, inkılab, medeniyet ve kültürün nüfuz ve yayılma şansı taşımayacağı, kalıcı olamayacağı ve sözkonusu mesajın hak veya batıl olmasının da bu gerçeği zerrece değiştirmeyeceği bilinmelidir.

Bugün toplumda, sanatın yüceltilmesi için ciddi ve sürekli bir harekete zaruri olarak ihtiyaç vardır. Böyle bir hareketi başlatınız. Allah sizinledir, halk da sizi destekleyecektir

Şiir ve Edebiyat

Şiir ve edebiyat, bütün yeni mesajlar için en uygun ve en güzel kalıp; bu mesajların bütün zaman ve mekanlarda canlara ve yüreklere en etkili biçimde nüfuzunu sağlayan fevkalade bir kaynaktır. Nitekim bilinçli şairler ve hatipler, daima en yüce insani maarifleri hayat kitabesine ölümsüz harflerle yazarak gelecek nesillere aktarabilmeyi başarmışlardır.

İnsani ve İslami değerlere sadık bir şair veya sanatçı, yaratıcılık gücünü ancak bu değer ve kıymetleri işleme yolunda kullanır. İşte bu, insanlık ruhunun en zarif tecellilerinden biri, maarifetin ta kendisidir.

İnkılab’ın mesajını toplumlara götürebilecek tek dil şiir ve edebiyat dilidir; sanat dilidir. İnkılab şiiri, İnkılab’ın gerçek yüzünü, özünü ve usaresini en çarpıcı şekilde yansıtabilmelidir. Bugünün şiiri yarının aynasıdır. Gelecek çağların insanları bizim bugünkü toplumumuzda neler olup bittiğini, bu toplumun başından neler geçtiğini nasıl öğrenecekler? Bundan elli sene sonraki insanlara, bu günleri bizzat yaşamayan evlatlarımıza İnkılab günlerini, İran'a dayatılan savaş günlerini, İnkılab’ın zaferle neticelenmeye yüz tuttuğu anları, İmam’ın İran’a dönüşünü vb. gibi her lahzası başlıbaşına bir olay olan bu enteresan yılları ve bu süre zarfında bu memleket ve bu toplumun neler yaşamış olduğunu anlatabilmek gerçekten zor olacaktır. Bu mesajı nesillere iletebilecek yegane köprü sanattır, edebiyattır, şiirdir.

Sanatçı ve edebiyatçı, yüksek düşünceleri iletme rolünü ifa etmiş olma hasebiyle takdir edilmeli, dindar ve insancıl sanatçıları teşvik ve sanatçı yetiştirme gibi girişimler toplumumuzda önemli ve temel girişimler olarak telakki edilmelidir.

Bilindiği üzere, sanatın gayet enteresan bir özelliği vardır; insanın ruhuna ve tabiatına hitab ettiği için onu muhakkak etkiler. Hangi sanat olursa olsun, kişinin üzerinde bir etki bırakır. Etkilenen şahıs sözkonusu sanat eserini gereğince algılayamamış ve yorumlayamamış olsa bile bu etkinin muhakkak vuku bulacağı inkar edilemez. Sanat, yapacağı etkiyi yapar; yani kalbi altüst eder, gönül ve ruh üzerinde kalıcı bir iz bırakır. Sanat ne kadar zayıf olursa bu iz ve etki de o kadar zayıf olmaktadır.

İnkılab’ın mesajı en asil, en çarpıcı ve en etkileyici uslup olan şiir ve sanat uslubuyla sunulmalıdır. İnkılabı sanat ve edebiyat kalıplarında sunmak, başka her kalıpta sunmaktan daha kolay ve daha doğrudur.

Şiir ve diğer bütün sanatlar, sanatçıya Allah vergisidir. Binaenaleyh bu güç Allah’ın kullarının hizmetinde olmalı ve yüce ilahi değerler taşımalıdır.

En güzel içerikler kötü bir şiir kalıbında sunulacak olursa gereken etkiyi göstermeyecektir. Bununla, bir şiirde ana tema ve mefhumu ikinci planda tutmak gerekir demiyorum, şiirin ana teması elbette birinci planda gelir. Ne var ki, iyi bir içeriğin, kötü bir şiir tekniğiyle verilmesi de faydasız olacaktır; bu durumda sanatın, temel vazifesi olan tebliğ görevini yerine getiremeyeceği bilinmelidir.

Faal ve çaba dolu bir sanat çalışması sergileyebilen ve sanat yüklü bir mesaj sunabilenlere hitab ediyorum; sanatın her dalında en iyi kalıplardan, en iyi tekniklerden istifade etmeli, her halde kabul ve takdim edilebilecek teknik ve yöntemler kullanmalısınız.

Şüphesiz, hayatın bütün diğer güzellikleri gibi şiir ve sanat da, para ve kuvvet unsurlarının vesveseleriyle uzun ve çağlar boyu taağutlar ve zorba egemenlerin sultası altında kalmış; halkullahın aleyhine işlemiş, servet sahipleri ve kodamanların heva ve heveslerine hizmet etmişdir. Ne var ki, kötüler ve bedbahtlar, bu ilahi nimete uydurdukları onca çirkin görüntüler ve yaptıkları iftiraya rağmen onun gerçek değerini asla lekelemeyeceklerdir. Nitekim zalimlere övgüler yazıp methiyeler koşan şiiri, fesadı yayma yolunda kullanıp alçaklık ve çirkinliklere alet edenler bu iğrenç tavırlarıyla şiirin haysiyetini zerrece lekeleyememiş, bilakis bizzat kendileri tarih boyunca rezil olmuşlardır.

İnkılabımızla ilgili olarak iç ve dış hainlerin çizmiş olduğu o menfi portreyi, insan tiynetini kirletmeyi meslek edinmiş kiralık kalemlerin yarattığı olumsuz propogandaları sizler gidermelisiniz. Karşınızda birtakım iddialara girişenler, bu İnkılab’dan yüz çevirerek kendilerini yok oluşa sürükleyen yüzü kara bedbahtlar değildir sadece; bilakis, sömürü güçlerinin siyasi pençesinde bulunduğu sürece dünyadakı bütün sanat çevresi sizin karşınızda yer alacaktır daima.

Bugün ilerlemekte olan inkılabi edebiyatımız gelişme ve olgunlaşma yolunu katettiği gün çağımız edebiyatı için yepyeni bir örnek olabilecektir. İnsani ülkülere dayalı bir hayatı tasvir edebilmek, günümüz insanının güzel ve çirkin boyutlarını gözler önüne sermek ve insan oğlunu huzur, kurtuluş ve gerçek yüceliklere ulaştıracak yolu açıklayıp göstermek; ancak halka yönelik ve Hakk’a dayalı bir inkılabın bağrında yaşamış ve yüce değerler sistemini bizzat ilahi vahyin egemen olduğu mesut ve mukaddes bir ortamda öğrenmiş olan şair ve sanatçıların uhdesinden gelebileceği bir iştir.

Siz bilinçli ve ahdine sadık şairlarin yılmak bilmez mücadeleleri olmaksızın -tağut dönemindeki- kültürel sultanın sebebiyet verdiği hasarları giderebilmek mümkün olmayacak ve inkılabi şiir gerekli ilerleme ve ivmeyi kazanmayacaktır. Bunun başarılabilmesi için:

1- Toplumun şiir kapasitesinin tamamı bilfiil ortaya konulmalı; değerli yetenekler keşfedilip eğitilmelidir. Unutulmaya yüz tutmuş ya da gözardı edilmiş mefhumlar -sıhhatli olması halinde- tekrar kullanılmalıdır.

2- Şiir, gerekli ihtişam, canlılık ve belagata kavuşmalı, ruhsuzluk, gevşeklik ve ümitsizlik unsurlarından arındırılmalıdır.

3- Şiirde daha ziyade toplumumuzun bugünkü önemli meseleleri ele alınmalı ve özellikle İslami sistemimizin ana temellerini teşkil eden İslam maarifiyle ilgili temalar işlenmeli; şiir bütünüyle, İnkılab’ın hedefleri ve ülküleri yönünde hareket etmelidir.

4- Dil, kavram, kelime ve anlam güzelliği; hatta gerekirse uslup ve kalıpta da şiir kendisini sürekli yenilemeli ve daha mükemmele doğru gitmelidir. Çağımızda şiirin gerekli kemaline ulaşabilmesi için bu ve daha benzeri pek çok noktanın gözönünde bulundurulması kaçınılmazdır.

Bir insanın bir şeyi anlayabilmesi için, dikkatinin çekilmesine ihtiyacı vardır. Bakışlarını ve kalbini o gerçeğe doğru cezbetmeniz gerekir. Ne zaman bakacaktır? Dikkatini çeken bir şey olduğunda!. Başka bir deyişle sanat olduğunda, güzellik olduğunda. Şiir güzelliği tasvir eder, adeta canlandırır. O halde insanlara hakikatın anlatılabilmesi için şiirin geliştirilmesi gerekir.

Eskiden herhangi bir cesaret olayı, bir şairin dikkatini çekmeye yeterdi. Cesur insanlara ne övgüler yazılmadı, ne şiirler söylenmedi ki, cesaret mi arıyorsunuz? İşte size bugün savaş meydanları! Gençlerin gösterdikleri akıllara durgunluk veren cesaretler; erkeklerin cesareti, kadınların cesareti, eşlerin, anaların cesareti. Dört, beş oğlunu şehid veren analar. Tarih böylesine cesareti kaydetmiş değildir. Bunca gözalıcı güzellikler, bunca çarpıcı yiğitlikler. Şairlerin, edebiyat ve gönül ehlinin daima peşinde olduğu, sanatını hizmetine sunmak için can attığı bunca manevi tema, bunca güzellik var bu İnkılabta. O halde gücünü gösterme sırası şimdi sanatçılarda; bu emsalsiz güzellikleri işleyin siz de.

İslam, değerli sözlere ve Allah arayışı içinde olan hatiplere değer verir. Güzel söz, Cemil olan Allah Teala’dan bir işarettir. Nitekim Allah Teala, ilahi kelamdan ibaret olan “kelamların en güzelini” fesahat ve belagat kanatlarına yüklemiş, ölümsüz bir uçuşa geçirmiş ve bütün tarihi, onun parlak ışığıyla aydınlatmıştır.

Hz. Resulullah (s.a.v); Allah Teala’nın Emin’i, ahdine sadık şairleri “söz ülkesinin egemenleri’’ olarak tanımlardı. Evliyaullah’ın güzel ahlakıdır bu; en değerli en güzel ifadeleri yükler, tertemiz gönüllere sunarlar; etkileyici ve hak sözlerini zamanın kara yürekli bedbahtlarının bağrına muzaffer Zülfikar gibi ansızın indiriverirler.

Kerbela’yla ilgili bu coşturucu ve akıcı ifadelerin bereketi sayesindedir ki;Aşura sırf bir hadise değildir, aynı zamanda bir kültürdür de! Aşk şiirinin kanla yazılıp tarihe sunulduğu muazzam bir tablodur.

Edebiyat ve sanat dünyasında şiirin kendine has üstünlük ve özellikleri vardır. Tabii ister sahne eserleri; ister tablo, ister adına sözlü ve yazılı sanat diyebileceğimiz şiir, hikaye, senaryo ve muhtelif nesirlerle ilgili olsun, sanat bütün kalıp biçim ve usluplarıyla bir mesajın ulaştırılmasında ve duyguların bilfiil algılanabilinecek şekilde canlandırılmasında- ki bu duygular, yeri geldiğinde akıl ve düşünceden hiç de geri kalmadığı gibi, düşünce ve akılın damıtılmış biçimleri de olabilmektedir- gayet önemli bir rol oynar. Esasen sanatın bütün değeri de bundadır. Sanat bir beyan tarzıdır, bir ifade biçimidir, sanat denilen şeyin hakikat ve özü bundan ibarettir. Ancak sanat, kelimenin gerçek anlamıyla sanat olduğunda; bu beyan ve ifade tarzı bütün diğer beyan ve ifade tarzlarından daha etkili ve kalıcı, daha algılanabilir, daha dakik ve daha güçlü olmaktadır ki, sanata bütün değerini veren de budur. Burada saydığım bu kavramalar; etkili, kalıcı, algılanabilir, dakik ve güçlü olma kavramaları üzerinde teker teker durmak gerekir; nitekim bu dikkatin gösterilmesi halinde sanatın anlamını idrak edebilmek kolaylaşacaktır. Sunuma hazırlanan bir metin veya herhangi bir program görünüşte ilmi, belgesel ve dakik olmasına rağmen pekala sanatkarca olmayabilir. Bütün sanatlar için geçerlidir bu. Kaldı ki, bir eserde gerekli sunum gücü ve belli bir mesaj ulaştırma özelliğinin var olması halinde bile, bu sanatın nice boyutlarından sadece birini teşkil eder; tamamını değil.

Sadr-ı İslam’a, İslam’ın ilk dönemlerine şöyle bir göz atınız. Benim sözünü ettiğim mefhumlar, bu İslami mefhumlardır; Sadr-ı İslam’ın mefhumları. Bu mefhumlar eskimez. Herşey eskir, fakat insani mefhumlar asla eskimeyecek, yıpranmayacak yegane şey bu asil insani mefhumlardır. Araçlar değişir, ilişkiler değişir, kalıplar ve biçimler değişir; ama asil insani mefhumlar asla değişmezler. İnsani yücelikler, insani kerametler, insan aklının teşhis edebildiği güzellikler ve çirkinlikler değişmezdirler.

Bütün bunlar bir yana, bizzat Hz. Resul-u Ekrem’de (s.a.v) seçkin edebi usluplardan istifade etmemişler midir? Hz. Resulullah (s.a.v), o dönemlerde en etkin kültürel vesile olan şiir gücünden azami ölçüde istifade etmiştir. Halbuki, bilindiği üzere, Kur’an-ı Kerim’de, Şuara Suresinin son ayetlerinde, “iman”dan yoksun şairler şiddetle kınamakta ve haklarında: “Şairler ise gerçekten onlara da azgın-sapıklar uyar”, buyrulmakta, fakat hemen ardından, imana sahip şairler de gözardı edilmeyerek “ancak iman edenler, salih amellerde bulunanlar müstesna” ayetiyle de iyi şairlerin –ki bunlar istisnadırlar – üç, dört özelliği vurgulanmaktadır. Binaenaleyh, şairin bu konumuna rağmen, Hz. Resulullah (s.a.v) şair ve şiire, şairin İslam’a kazandırılmasına, onu şiir söylemeye teşvike, şaire güleryüz göstermeye, teşvikte bulunup kendisine değer göstermeye fevkalade ehemmiyet vermiştir. Sadr-ı İslam’da bunu görmekteyiz. Resul-u Ekrem (s.a.v) efendimiz şaire saygı gösterirlerdi.

Hazırlayan: Sabahattin Türkyılmaz

Yorumlar

0 yorum