DR.MEHMET NAİM BOZ

ALLAH BES BAKİ HEVES

Elektronik bir cihaz veya evin ihtiyacı olan beyaz eşyadan bir şey alacaksınız, satıcı bilgi verirken size garanti yıllarını da aktarır, tereddütsüz garantisi en fazla olanı tercih ederisiniz.

Garantiyi veren kul yapısı olan fabrika ve fabrikanın kendisine yönelik gelecekle ilgili hiçbir garantisi olmamakla birlikte yarına da ne olacağını Allah bilir. Buna rağmen güvenir ve garanti yılları fazla olanı tercih eder satın alırsınız.

Peki, yerin göğün yaratıcısı olan Cenab-ı Allah’ın verdiği garantiye niye pek sarılıp tercih etmiyor veya ciddiye almıyor gibi oluyor insanoğlu…

Kulun istek ve arzularını veya sıkıntılı dönemlerdeki taleplerini ihlas ve teslimiyet içerisinde yaratıcısına arz ederse kabul olacağına dair âyette garanti belgesi var: “ Ve (Resulüm!) Eğer kullarım sana beni sorarlarsa (şunu bilsinler ki), şüphesiz ben (her zaman kullarıma kudretimle çok) yakınım. (O hâlde, hiçbir aracıya başvurmadan, benimle kendisi arasına bir vasıta koymadan doğrudan bana yalvarıp benden istesinler!) Bana (samimiyetle) dua ettiği zaman dua edenin yakarışlarına karşılık veririm; öyleyse onlar da (samimiyetle) benim davetime icabet etsinler ve bana (güvenip) inansınlar ki doğru yola ulaşabilsinler. ” ( Bakara / 186)

Yukarıda ki âyette belirtildiği gibi samimi ve içtenlikle yapılan duaların kabul olunacağına dair garanti verilmiştir. Yeter ki ihlas ve samimiyetle Yüce Allah’a yalvarıp istekte bulunalım.  Takdir onun ama cevap vereceği garantisini da belirtmiştir.

Çok uzatmamak açısından sadece üç (3) örnek vermekle yetinelim;

Birincisi: Üniversite eğitimi yıllarında derslerimizden biri İslam Miras Hukuku çok zor derslerden biriydi. Üniversite eğitimi tamamıyla Arapça diliyle verilmekte olup sınavlarda Arapça yapılınca ister istemez miras hukukunda tüm öğrenciler zorlanmaktaydık. Arap arkadaşlarımız olmakla birlikte fakültenin en başarılı öğrencisiydik.

Gel gör ki miras hukukunda birinci dönem en yüksek not bende olmakla birlikte vize notum 40 üzerinden 28 idi.  Ve derken ikinci dönem final zamanı geldi bundan da düşük alsam birinciliği kaçırabiliriz.  Sınav günü Üniversitemizin en tanıdık ihlaslı aynı zaman Medine-i Münevvere Kur’an-ı Kerim matbaasında Tashih komisyon üyesi ve Mushaflarda komisyon üyeleri arasında adı yazılan Prof. Dr. Abdul hâkîm Hatır es-Selam hocamızla karşılaştık ( Medine Üniversitesi mezunu arkadaşlarım hocamızı iyi hatırlarlar) . Hal hatır sorduktan sonra gençlik ve öğrencilik hocam bugün İslam Miras Hukuku sınavımız var bana dua eder misin diye istekte bulundum.  Tabi ki deyip elimden tuttu fakülte bahçesinin sakin bir köşesine getirip bir dua bir dua etti doğrusu ben hem şaşırdım hem de mutlu oldum bir hocamdan bu kadar ihlas ve samimiyetle yapılan bir duayı ilk duydum.

Sınavına gir İnşaAllah başarırsın dedi ayrıldık. Fakültede sınavıma girdim… Sınav sorularını elime alınca öyle bir şoklama yaşadım ki anlatmak mümkün değil birkaç dakika kendime gelemedim. Acaba ben mi yanlış görüyor veya yanlış mı okuyorum diye?

 İnanın sanki soruları ben hazırlamışım gibi o kadar kolayı geldi ki sonuçlar ilan edilince sınavda en yüksek ve tam not alan tek öğrenciydim, herkes şaşırmıştı.  Evet, Prof. Dr. Abdul hâkîm Hatır es-Selam hocamızın ihlas ve samimiyetle yapılan duası Elhamdülillah…

 Bu olaydan sonra yıllarca hocamla diyaloğumu koparmadım istifade etmeye çalıştım. Rabbim rahmet eyleyip mekânı Cennet olsun İnşaAllah.

İkincisi; yaşıtlarım iyi bilirler Peygamber ocağı denilmekle birlikte yaklaşık bunda 30 yıl ve daha öncesi askerlik görevivatana hizmet olduğu şüphesizdir. Ancak maalesef o dönem vatanı görevinizi yaparken ordunun içinde ki kendini bilmez bir kısım dönmeler yüzünden inancınız gereği vatanı görevinizi yaparken namaz kılmak, oruç tutmak konusunda çok zorluklar çıkardıklarını vatanı görevini yapanlar bize bu durumu anlatırlardı.

Bizde Medine-i Münevvere de üniversite eğitimimi tamamlamış, daha sonra Rabbim İslâm’ın başkenti Mekke-i Mükerreme’de tünel projelerinde yönetici olarak çalışmayı da nasip edecektir. Derken artık askerlik tecil hakkımız sona yaklaşmış…

İnancının gereği namaz kılmanın oruç tutmanın çok zor olduğu anlatımlardan olacak ki Kâbe’ye her gidişimde dua eder bir kolaylık yolu açılsın diye…

 Derken o süreçte paralı askerlik hakkı tanındığını duyduk, istenilen şartlar bize uyduğunu anlayınca, kendilerine Mekke-i Mükerreme’de –Medine-i Münevvere’de Umre ibadeti için kendilerine yardımcı olup rehberlik yapıp sonuçta kesinlikle ücret almayacağımı ifade edince Rahmetli Rahmi T.  abimizin yardımıyla müracaat ettik. Müracaatımız kabul oldu.

 Böylece askerliği paralı olarak iki aylık bir süreçte tamamladık. Dualar neticesinde paralı askerlik nasip oldu ve İbadetlerimiz konusunda çok zorlanmadık elhamdülillah…

Üçüncüsü: Yıllar önce okuyup çok etkilendiğim olay:  Pakistanlı Dr. İşan Hüseyni ilginç bir hatırasını şöyle anlatıyor: “Bir gün uçakla bir şehirden, başka bir şehre gidiyordum. Ancak havadayken birden sarsıntılar başladı, yıldırım çarpması sonucu uçakta bir arıza oluştu ve ciddi arızalanan uçak, en yakın havaalanına inmek zorunda kalmıştı. Bu havaalanında da pek çok kişi çalışmıyordu (çünkü yedek bir limandı).

Pilota sormuştum ‘uçağın arızasının yapılması ne kadar sürer’ diye ve 10 saatten fazla, yani bayağı uzun süreceğini anlatmıştı. Ben çok bekleyemeyeceğimi söylemiştim, gideceğim yere yetişmem lazımdı. Oradaki görevliler gideceğim şehrin 6 saat uzaklıkta olduğunu ve istersem araba kiralayıp gidebileceğimi söylediler.

Ben de iyi fikir deyip alelacele yola çıktım ama aksilik bu ya, bu sefer de yolda çok şiddetli yağmurdan göz gözü görmüyordu ve selden dolayı da araç gidemez olmuştu. Sellerden kurtulmak için, sürekli yol değiştiriyorduk.

Nihayet yol kenarında eski bir ev gördük, o eve gidip namaz kılarız bir şeyler yeriz, sonra devam ederiz diye düşündük. Kapıyı çaldık ve yaşlı bir kadın kapıyı açtı. Durumu anlattık. İşte böyle oldu diyerek, namaz kılacak bir yer lazım dedik. Yaşlı kadın bizi içeri buyur etti. Namazlarımızı kıldık, yaşlı kadın bize yiyecek bir şeyler hazırlamıştı, onları atıştırdık. Çayımı yudumlarken, yaşlı kadının namaz kılıp, can-ı gönülden uzun uzun dualar ettiğini fark ettim. Dikkatle baktığımda kadının zaman zaman bir beşiği salladığını ve beşikte küçük bir çocuğun hareketsiz durduğunu da görmüştüm. Tam ayrılacakken her şey için teşekkür ettim. Merakımı yenemediğimden yaşlı kadına Bu çocuk kimin? Çocuğun nesi var? diye sordum. Yaşlı kadın:

Hem annesinden, hem de babasından öksüz ve yetim olan torunumdur. Ağır bir hastalığı var. Bölgedeki her doktora gittik ve hiçbir doktor çaresini bulamadı. Bize dediler ki; bu hastalığın çaresini bulabilecek tek bir doktor var. Çaresi ondadır dediler. Ancak o doktor çok uzakta olduğu için ve ona ulaşmak imkânsız olduğundan, birkaç gündür Allah’a dualar ediyorum ki, Allah bu çocuğun işini kolaylaştırsın. Ben tekrar sordum: Anneciğim, o ulaşılamayan doktor kim? Yaşlı kadın:  O doktorun adı İşan Hüseyni imiş, dedi. Ben şok olmuştum ve gayri ihtiyari ağlamaya başladım. Şokum ve ağlamam sakinleştikten sonra:

“Kalk anacığım kalk. Allah (c.c.) senin dualarını kabul etti. Senin o duaların öyle yıldırımlar çaktırdı ki, benim uçağımı zorla yere indirdi. O duaların öyle seller akıttı, yolumuzu değiştirdi ve sonunda beni size ulaştırdı. Dr. İşan Hüseyni benim. Allah’ın (c.c.) kullarına, isteğini ulaştıracağına ve can-ı gönülden dua edenlerin dualarını kabul edeceğine, şimdi kalpten iman ettim...”

Tüm sıkıntı çekenlerin, ıstırabı olanların, kendini çaresiz hissedenlerin dillerinde pelesenk olması gereken parola:

 “Allah bes, baki heves.” Başka söze, başka parolaya gerek var mı? Ne dersiniz?

         Selam ve Dua ile…

Henüz Yorum yok

İlk yorumu siz yazın.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri