İçeriğe geç
SON DAKİKA
Tümü
13 Eylül 2026, Pazar Batman 20° Güneş 05:48 USD 48,52 / EUR 56,28 / GBP 65,66
E-Gazete

​12 Eylül Darbesinde Korkudan Gözlerimizi Yumuyorduk

​O günden bugüne "darbe" kelimesini ne zaman duysam içimi derin bir korku kaplar.

Muhyeddin Beycan
Muhyeddin Beycan 178

Çocukluk, insanın unutamadığı anlardır; her zaman hatırlanan anılarla doludur. Kimisi güzel anılardır, kimisinde ise yaşanan bir olayın korkusu ömür boyu hissedilir. İnsan, yaşamı boyunca o korkuyu bir daha yaşamamak için adeta tetikte olur. İşte benim de tam olarak böyle bir hatıram var: 12 Eylül Darbesi...


​12 Eylül 1980’de Türk Silahlı Kuvvetleri adına dönemin Genelkurmay Başkanı Orgeneral Kenan Evren ve kuvvet komutanlarından oluşan Milli Güvenlik Konseyi tarafından askeri darbe yapıldı.

​O tarihte henüz ilkokul öğrencisiydim; 7-8 yaşlarında, harmanda anne babama yardım ediyordum. Darbe kelimesinin ne anlama geldiğini bile bilmiyordum.

​Yalnızca siyah beyaz televizyonda Kenan Evren’in okuduğu bildiriyi ve darbe konseyi üyelerinin görüntülerini hatırlıyorum. Caddelerdeki tanklar ve sokaklardaki askerler gözümün önündeydi. Köydeki büyüklerimizin yüzüne çöken o derin endişe ve korku hâlâ hafızamdadır.

​Darbeden birkaç gün sonra, sabahın ilk ışıklarıyla birlikte askerlerin köyümüzden görünen Balpınar beldesine (O zaman Balpınar Köyü idi) cemselerle gidişine tanık olduk. Helikopterler köyün üzerinde uçuyor, ardından baskınlar düzenleniyordu.

​Biz çocuklar, köy okulunun yanından uzaktan da olsa yaşananları izliyorduk. Büyüklerimiz, "Orada fazla toplanmayın, yoksa bizim köye de gelirler" diye uyarıyorlardı. Ama merakımıza yenik düşüp bakmaya devam ediyorduk.

​Askerler Balpınar’dan sonra bizim köye doğru yöneldiğinde herkes panikle köye kaçışır, sanki hiçbir şey olmamış gibi işinin başına dönerdi. Askerler köyün etrafını sarar, erkekleri caminin yanında toplar ve askeri komutan bağırarak köylülere bir şeyler anlatırdı.

​Bazen de sabahın ilk ışıklarıyla ev ev dolaşarak arama yaparlardı. Bizler o baskınların gürültüsüyle uyanır ama korkudan uyuyor gibi yapardık.

​Gözlerimizi olabildiğince sıkı yumardık; sanki gözlerimizi kapatırsak bize dokunmayacaklar sanırdık. Baskınlar sırasında uzun saçlı veya uzun favorili gençlerin darbedilmesine şahit olmak biz çocukları dehşete düşürürdü.

​Bu durum uzun süre devam etti. Helikopterler ne zaman köyün üstünde tur atsa eve koşardık.

​Mevsim harman zamanıydı; buğday, arpa, mercimek ve nohut gibi ürünleri samandan ayırma vaktiydi. Herkes harman yerinde çalışıyordu. Askerler geldiğinde köydeki tüm erkekleri toplar, biz çocuklar ise bazen uzaktan onları izler, bazen de işimize devam ederdik.

​Yine öyle bir baskın gününde askerler köyün etrafını sarmış, erkekleri caminin yanında toplamıştı. Ben harmanda kalmıştım.

​Askerlerden biri beni çağırdı ve "Git bana bir ekmek getir ama kimse görmesin" diye tembihledi. Eve gidip durumu anneme anlattım.

​Annem bir ekmek ile bir miktar peyniri beze sarıp bana verdi. Götürüp askere teslim ettim. Çocuk aklımla, bir askere ekmek vererek ailemizi daha güvende olacağını bu sayede babama dokunmayacaklarını düşünüyordum.

​O günden bugüne "darbe" kelimesini ne zaman duysam içimi derin bir korku kaplar. Darbeler, insanların iradesini elinden alan, toplumun hafızasında silinmez yaralar açan vesayet hareketleridir.

​Kendimi bildim bileli çocukluğumda yaşadığım bu olay yüzünden tüm darbelerin karşısında durdum. Nitekim 15 Temmuz darbe girişimine karşı da günlerce meydanlarda durarak milli iradeye sahip çıktım.

Yorumlar

0 yorum