- 10 Mart 2025 - FAİZ İNDİRİMİ SONRASI KONUT PİYASASI: RAKAMLAR NE SÖYLÜYOR?
- 12 Aralik 2023 - Batman'da Kiralık Daire Fiyatlarında Düşüş Bekleniyor
- 31 Ekim 2023 - Felsefe ve Doğru Yaşam: Düşünce ve Eylemin Derin Etkileşimi
- 07 Eylul 2023 - İKİNCİ ELDE YETKİ BELGESİ DÖNEMİ
- 07 Agustos 2023 - Çare(SİZ)siniz!?
- 17 Temmuz 2023 - BİLDİĞİMDİR ACITAN
- 13 Haziran 2023 - EKONOMİDE YENİ DÖNEM VE MEHMET ŞİMŞEK!
- 09 Mayis 2023 - SEÇİME GİDERKEN SON KULVARDA
- 01 Mayis 2023 - KENTSEL DÖNÜŞÜME DOĞRU YAKLAŞIM NASIL MI OLMALI?
- 24 Nisan 2023 - KONUT SEKTÖRÜ SORUNLARI

SEYHAN SİNCAR
Çarklar Dönüyor Ama Nereye?
Türkiye ekonomisi, yıllardır iç ve dış dinamiklerin etkisiyle sürekli bir dönüşüm içinde. Sanayi, tarım, hizmetler ve inşaat gibi farklı sektörler ekonominin çarklarını döndüren unsurlar olsa da, son yıllarda ekonomi ağırlıklı olarak tüketim ve ithalata dayalı büyüme modeliyle şekilleniyor. Peki, bu sürdürülebilir mi? Türkiye'nin ekonomik çıkış noktası nerede?
Son yıllarda Türkiye ekonomisi, iç talep ve kredi genişlemesiyle desteklenen bir büyüme modeli izledi. Özellikle düşük faizli krediler ve genişletici mali politikalar sayesinde tüketim canlı tutuldu. Konut ve otomobil sektörlerinde teşvikler sağlanırken, kredi kartı harcamaları da hızla arttı. Ancak, bu büyümenin sürdürülebilirliği tartışmalı. Türkiye’nin ihracatı artış gösterse de, ithalat bağımlılığı devam ediyor. Yatırım malları ve ara malı ithalatı, dış ticaret açığını derinleştirirken, cari açığın finansmanı giderek zorlaşıyor. Dış borçlanmaya bağımlı hale gelen ekonomi, küresel riskler karşısında daha kırılgan bir yapı sergiliyor.
Sanayi üretimi, uzun vadeli büyüme için kritik bir faktör olmasına rağmen, Türkiye ekonomisinde sanayi sektörünün payı arzu edilen seviyede değil. Özellikle yüksek teknoloji içeren ürünlerde dışa bağımlılık devam ediyor. Türkiye’nin ihracat kompozisyonu incelendiğinde, düşük ve orta teknolojili ürünlerin ağırlıkta olduğu görülüyor. Ar-Ge harcamalarının düşük olması ve sanayi politikalarının yeterince desteklenmemesi nedeniyle, Türkiye uluslararası rekabet gücünü artırmakta zorlanıyor. Sanayiciler, artan enerji maliyetleri ve belirsiz ekonomik ortam nedeniyle yatırım kararlarını ertelemek zorunda kalıyor. Uzun vadede sanayinin güçlendirilmesi, Türkiye’nin ekonomik bağımsızlığını artıracak en önemli adımlardan biri olacaktır.
Türkiye, tarih boyunca önemli bir tarım ülkesi olarak öne çıkmıştır. Ancak son yıllarda tarımsal üretimde ciddi sıkıntılar yaşanmaktadır. Artan girdi maliyetleri, özellikle gübre, mazot ve yem fiyatlarındaki yükseliş, çiftçilerin üretim yapmasını zorlaştırıyor. Tarım sektörüne verilen desteklerin yetersiz kalması ve küçük üreticilerin rekabet gücünü kaybetmesi, tarımsal üretimde düşüşe neden oluyor. Türkiye, bazı tarımsal ürünlerde net ithalatçı konumuna gelirken, gıda fiyatlarındaki artış halkın alım gücünü olumsuz etkiliyor. Tarım politikalarının yeniden ele alınarak, üretimi teşvik edici ve çiftçiyi koruyucu önlemler alınması gerekiyor.
Türkiye’nin son 20 yılda büyüme modelinin önemli bir parçası olan inşaat sektörü, ekonomik büyümeye kısa vadeli katkılar sağlamış olsa da, uzun vadede sürdürülebilir kalkınma yaratmada yetersiz kalmıştır. Büyük ölçekli kamu projeleri, altyapı yatırımları ve konut kredilerindeki genişleme sektörü canlı tutsa da, üretken yatırımların geri planda kalmasına neden oldu. Bugün gelinen noktada, konut fiyatlarındaki aşırı artış ve faiz oranlarının yükselmesi nedeniyle inşaat sektörü yavaşlama sürecine girmiş durumda. Ekonominin sağlıklı büyüyebilmesi için, sanayi ve teknoloji yatırımlarına öncelik verilerek, üretken sektörlerin desteklenmesi gerekiyor.
Türkiye’nin ekonomik modeli, gelişmiş ülkelerle kıyaslandığında belirgin farklılıklar gösteriyor. Örneğin, Güney Kore sanayi ve teknoloji yatırımlarıyla küresel pazarda güçlü bir konuma gelirken, Türkiye hâlâ düşük teknolojiye dayalı üretimle rekabet etmeye çalışıyor. Almanya gibi ülkeler sanayi politikalarını uzun vadeli planlarla yönetirken, Türkiye’de kısa vadeli büyüme odaklı politikalar ön planda. Türkiye’nin ihracat kalitesini artırabilmesi ve rekabet gücünü koruyabilmesi için, teknoloji yatırımlarını artırması, sanayi ve eğitim politikalarını daha bütüncül bir yaklaşımla ele alması gerekiyor.
Son yıllarda uygulanan ekonomik politikalar, büyümeyi desteklemek adına çeşitli kısa vadeli çözümler sundu ancak yapısal reformlardan uzak kaldı. Kur korumalı mevduat (KKM) sistemi gibi önlemler, döviz piyasalarını geçici olarak stabilize etse de, uzun vadede kamuya ciddi bir mali yük getirdi. Vergi oranlarının artırılması ve cezai yaptırımların sıkılaştırılması, bütçe açığını kapatmaya yönelik adımlar olarak öne çıksa da, reel sektörde maliyetleri artırarak yatırımları yavaşlattı. Özel sektörün yatırım yapma isteğini artırmak ve sürdürülebilir büyüme sağlamak için daha kapsamlı reformlara ihtiyaç duyulmaktadır.
Özellikle enflasyon ve döviz kuru dalgalanmaları, ekonomik belirsizliği artırarak yatırımcı güvenini zayıflatıyor. Türkiye’nin ekonomik politikalarında istikrarın sağlanması, öngörülebilirlik ve güven ortamının güçlendirilmesi gerekiyor. Aksi takdirde, mevcut sorunlar daha da derinleşebilir.
Türkiye ekonomisinin sağlam bir zemine oturması için üretime dayalı bir model benimsenmesi gerekiyor. Bunun için:
- Katma değeri yüksek üretim teşvik edilmeli ve sanayide yerli üretime öncelik verilerek ithalat bağımlılığı azaltılmalı.
- Tarım ve sanayi politikaları güçlendirilerek üreticilere uzun vadeli destekler sağlanmalı.
- Finansal sistem daha sürdürülebilir hale getirilmeli, düşük faiz ve bol kredi yerine yatırım teşvik mekanizmaları devreye sokulmalı.
- Eğitim ve insan kaynağı yatırımları artırılarak nitelikli iş gücü yetiştirilmeli.
- Vergi sisteminde adalet sağlanarak, sadece dolaylı vergilere dayalı bir yapı yerine gelir ve kurumlar vergisi tabana yayılmalı.
- Kamu harcamaları şeffaf hale getirilmeli, israfın önüne geçilmeli.
- Hukuk ve yatırım ortamı güçlendirilerek yerli ve yabancı sermayenin uzun vadeli yatırım yapması teşvik edilmeli.
Türkiye'nin ekonomik çarklarını sağlam bir temel üzerine oturtması için yapısal reformları hızlandırması gerekiyor. Aksi takdirde, tüketim ve ithalata dayalı büyüme modeli, ekonomik kırılganlıkları artırmaya devam edecektir.
Henüz Yorum yok