MEHMET NAİM BOZ

KÂBE’DE İLK DUAM

                                                          

“De ki: Yeryüzünde gezip dolaşın da, suçlu günahkârların nasıl bir sona uğradıklarını bir görün!” (Neml, 27/69.) 

 Yeryüzünü dolaşmak; ibret almak, ders çıkarmak, medeniyetleri tanımak, insan gücüne dayanan devasa eserleri görünce hayretler içerinde seyir eyleyip ancak bunu inşa edenlerin akıbetlerini iyi veya kötü olarak düşünmek demektir dolaşmak... 

 

 Meselâ; Kâbe’yi yıkmaya gelen Ebreh’e ve akıbetini yakından anlamak için Kâbe’yi, Düşmanlarından korunmak için Qin Shi Huang emriyle yapılan Çin Seddi’ni, Mısır’da firavunların mezarları olarak inşa edilen Piramitleri görmek için yeryüzünü dolaşmak gerek…  

 

Bizans İmparatoru I. Justinianus tarafından inşa ettirilip Fatih Sultan Mehmed tarafından camiye dönüştürülen Ayasofya’yı, Padişah I. Ahmed emriyle Mimar Sedefkâr Mehmed Ağa’nın mimarlığını yaptığı Sultan Ahmed Camisi’ni, Bizans İmparatoru II. Constantinus döneminde yaptırılan Diyarbekir Suru’nu ve Hazreti Ömer (r.a.) emriyle Martoma Kilisesinin yerine yapılan Ulu Cami’yi vb. yerleri ve mâbedleri görmek için yeryüzünü dolaşmak gerek… 

Firavun ile Hz. Musâ’nın mücadelesini kavramak, son pişmanlığın fayda etmediğini anlamak, Kutsal değerlere saldıranların akıbetlerini görmek için Firavun ’un ibretlik mezarını ve kızıl denizi görüp dolaşmak gerek. 

 

Yeryüzünü dolaşmak gibi, okumak, araştırmak, ilmi sohbetlerde bulunmak ta aynı sonuca götürü Kanaat’ımca… Dolaşın, okuyun ve araştırın ki yirmi birinci yüzyılın macron’larını, topyekûn İslâm düşmanlarını tanıyasınız… 

Dolaşın ki;  yerin ve göğün muazzam yaratılışını, yanar dağlarını, Cudi’yi, okyanus ve denizleri daha nicelerini, ibretle temaşa eyleyip “O, göklerin, yerin ve bunlar arasındakilerin rabbi, güneşin doğuş yerlerinin rabbidir.” (Sâffât, 37/5.) yaratıcıyı tahkiki imanla tanımak, kulluk iletişimini sağlam tutmak için “Yeryüzünde gezip dolaşın” fermanının hikmetini de anlamak içindir… 

 

Farklı görüş ve rivayetler olsa da Hz. Âdem ile Hz. Havva birlikte inmiş oldukları yer Ebûkubeys dağıdır. Yani Kâbe’nin yanında (Mekke) bulunan dağdır. Böylece Hz. Âdem (a.s.)  Meleklerin eşliğinde evi (Kâbe’yi) Ebûkubeys dağının yanında ilk inşa edendir.  

Mekke; Hz. İbrahim’in hicretine ev sahipliliği yapmış, Hz. Hacer’in evladına su bulmak için yüreğinin tutuştuğu, Safâ ile Merve arasında mekik dokuyup Kâbe’nin dibinde Zemzem’in bir daha tükenmemek üzere fışkırdığı mekândır.

Mekke; Hz. İbrahim’in, Hz. İsmail’in kurban edilmek istenmesi ile imtihan olma kıssasını barındıran dünyanın kalbi olan kutsal mekândır.  

Mekke; Ekin bitmeyen bir vadi, bazen “karye”,bazen “el-beledü’l-emîn”, bazen de “ümmülkurâ” ve daha nice isimlerle anılan kutsal şehrin adıdır. 

Mekke’nin şöhretine vesile Kâbe’dir.  Bu topraklarda yıllarca süre gelen putperestlik öyle bir hal alıyor ki Kâbe’nin etrafı yaklaşık 360 putla doldurup, put panayırlarının icra edildiği mekândır. 

 

 Tanrı edindikleri putlarına yüklemedikleri, vermedikleri bir görev kalmamıştı. Kendine hayrı olmayan bu zavallı taşlara, karanlığın, aydınlığın, yağmurun vb. görevlerde tayın ettikleri tanrılarını topladıkları mekândır… 

 Bu kadar aşağılık karşısında olsa olsa akıl tutulmasından başka bir şey değildi. Aslında iktisadı yönden iyi ve güçlü olanlar tanrı ticaretinden iyi kazanç elde ettiklerinden dolayı böyle işlerine geliyor ve tapıyorlardı, gün geçtikçe de para karşılığı sattıkları tanrılarının sayısı artıyordu… Tarih tekerrürden ibarettir, bugünde aynı olaylara şahit olmak mümkündür.    

Her yıl düzenlenen Ukâz panayırları münasebetiyle, Mekke ve Kâbe ilgi odağı idi. Bundan dolayı Ebrehe kıskançlığını saklamayacak dereceye ulaşınca, kendisine göre Kâbe alternatifi San’a’ya (Bugün ki Yemen başkenti) görkemli bir saray yapsa da fayda etmez, saldırmak için bahane arar ve bulur. Güçlü fil ordusuyla saldırıya gelir. 

 

Gelir ama Kâbe’nin sahibini hesaba katmamış, evde ki hesapla çarşıda ki uymayacaktır. Saldırının matematiksel, fiziksel hesapları tam yapılmış gibi görünse de sonucu tahmin edememiş ebrehe… Kâbe’ye saldırmak isteyen veya saygısızlık yapmak isteyen Ebrehe’lerin dün ve bugün matematiksel hesapları tutmamış ve tutmayacaktır. 

 Abdülmuttalib’ın develerine el koymakla ayrı bir ahmaklık. Abdülmuttalib’ın ben develerin sahibiyim, Kâbe’nin sahibi var o korur, cevabı karşısında iyice kibirlenip, kahkahalara teslim olan ebreheye göre Kâbe’yi yıkma planı daha da kolaylaşmıştır.  Ne acı ki hesap bir kere yanlış oldu mu denklemin doğru sonuç vermesi mümkün değildir.  

 

Her şeyin yaratıcısı olan Allah, tüm mahlûkatın onun emriyle seferber olacağına akıl erdirememişti ebrehe… Yüce fermana binaen ebrehe’nin fil ordusunu ebabil kuşları darmadağın edeceğini nerden bilsin zavallı.

“Rabbin filin yanındakilere neyi nasıl yaptı görmedin mi?  Onların planlarını boşa çıkarmadı mı? Onların üzerine pişkin tuğladan yapılmış taşlar yağdıran sürü sürü kuşlar salmadı mı? Sonuçta Allah onları yenilip ezilmiş ekine çevirdi.” (Fîl,105/1-5.) 

Fil olayının yaşandığı yıl apayrı bir yıl, karanlıktan aydınlığa, zulümden adalete, putperestlikten tevhide, kıyamete kadar sürecek büyük medeniyetin kurucusunun muhatabı Abdullah’ın oğlu Yetim olarak dünyaya gelen Muhammedü’l-emîn teşriflerinin yılı olarak, tarihin altın sayfalarına yazılacaktır.

Dolaşmak gerek… Tüm imkânsızlıklara rağmen lise öğrencilik yıllarında bu ayetin anlamını öğrenince dikkati mi çok çekmişti. Gezmek, görmek, ibret almak, hatta sevap kazanmak için dolaşmanın yararlı olacağını beynime işlenmişti ama nasip ve dua…

Tarih 16 Eylül 1983 Cuma günü, karanlık gecenin nurlu sabahıyla Medine-i Münevvere ’ye öğrenci olarak, Resûlullah’ın ayak bastığı, kıyamete kadar devam edecek medeniyetin merkezi şehre varmak nasip oldu. 

Büyük önder, Tek önder Hz. Peygamber’e yakından salavat getirme, selam verme onun mescidinde bir vakit namazın bin sevap yazıldığı, cennet bahçesinin olduğu yerde  (Ravza-i Mutahhara) namaz kılma ve kıyamete kadar sürecek medeniyetin temellerinin atıldığı bu şehrinde üniversite okumak nasip oldu…

 

 Bu mutluluğun heyecanını anlatmak zor, yaşamak gerek… Milyarlarca defa Elhamdülillah… 

Evet, bir vakit namazın on bin (bazı rivayetlerde yüz bin) sevap yazıldığı Beytullah, Beytü’l-atîk, Beytü’l-harâm, Mescidü’l-harâm, Meş‘arü’l-harâm, Kâbe-i Muazzama ve daha birçok isimle anılan kutsal mekânı görmek için niyetlenmek ve dolaşmak gerek… 

 

Mekke’ye yolculuk; Gece yatsı namazından sonra  “Âbâr-ı Alî” (Ebyârıalî) adıyla zikredilen Zülhuleyfe’de ihrama girdik. Hz. Peygamber ile Mekkeli müşrikler arasındaki ilk Savaş’ın yapıldığı  (H.2 / M. 624) Bedir üzerinden Mekke, Medine arası yolculuk bir başka mutluluk ve heyecan… Bedir’i görmek, tanımak ve anlamak gerek… İhramlı iken sema’ya yükselen:

 لَبَّيْكَ اللَّهُمَّ لَبَّيْكَ، لَبَّيْكَ لاَ شَرِيكَ لَكَ لَبَّيْكَ، إِنَّ الْحَمْدَ، وَالنِّعْمَةَ، لَكَ وَالْمُلْكَ، لاَ شَرِيكَ لَكَ   

“Davetine sözüm ve özümle icabet ediyorum Allah’ım, emrin baş üstüne. Davetine sözüm ve özümle geldim ey şeriki (ortağı ) olmayan sen! Emrin baş üstüne, Hamd senin, nimet senin, mülk de senin. Senin ortağın ve benzerin yoktur.” Telbiye’nin coşkusu apayrı.

 Hayatımdaki ilk Telbiye nidalarının coşkusu, Kâbe ile buluşmanın, Allah’ın misafiri ve orda dokunulmazlık sahibi olmanın mutluluğu ve ömrümün en büyük heyecanı…

 

 Kâbe’de ilk sabah namazım, Kâbe’de ilk duam, ilk tavafım (Kâbe’nin etrafında 7 defa dönmek) , ilk sa’y’ım ( Safâ ile Merve tepeleri arasında yedi defa gidip gelmek), Merve tepesinde ihramdan çıkmam.

 Mekke’yi tanıma ve Arafat yolculuğu, ilkler unutulmaz evet Kâbe’de ilk duam unutulacak gibi değildir.  Unutturma Allah’ım! 

Allah’ın takdiri 5 yıl Medine’de Üniversite hayatından sonra 5 yılda Mekke’de yaşamak nasip oldu… 

 Evet, yeryüzünü, görmek, ibret almak, sevap kazanmak, Allah’a yakın olmak,  Mescid-i Nebevî ve Kâbe’de bulunmak için yeryüzünü dolaşmak gerek… 

Rabbim Kâbe ve Medine aşkıyla tutuşanlara en kısa zamanda (kovid-19 ‘siz günlerde) gitmeyi nasip eylesin… Kâbe’de nice dualar temennisiyle… Vesselam 

Not: Gözbebeğimiz, Kutsalımız, Kıblemiz Kâbe’ye yapılan çirkin ve seviyesiz davranışı şiddetle kınayıp, Kâbe’ye olan saygımız, sevgimiz ve özlemimize ithafen bu yazı kaleme alınmıştır. 

 

 

 

 

 

3 Yorum

Seyfi KARACA

Seyfi KARACA

13 Subat 2021
Selamün aleyküm "GÜZEL İNSAN" eline, diline,YÜREĞİNE sağlık. ALLAH(cc) yar ve yardımcınız olsun.

Seyfi KARACA

Seyfi KARACA

13 Subat 2021
Selamün aleyküm "GÜZEL İNSAN" eline, diline,YÜREĞİNE sağlık. ALLAH(cc) yar ve yardımcınız olsun.

Seyfi KARACA

Seyfi KARACA

13 Subat 2021
Selamün aleyküm "GÜZEL İNSAN" eline, diline,YÜREĞİNE sağlık. ALLAH(cc) yar ve yardımcınız olsun.

Yorum Bırakın

E-Mail adresiniz yayınlanmaz.







Yazarın Diğer Makaleleri